Kitap Tavsiyesi – Beyaz Atlı Prensi Öldür

BeyazAtliPrensiOldur_Kapak.indd

Ne oldu bana şimdi? Neden ben? Bak bana ne yaptın?

Bu soruları kendine sormayanımız yoktur sanırım. Altındaki nedenleri biraz açmak gerekirse;

Ne oldu bana şimdi? Bu sorunun alt metni, ne güzel yaşayıp gidiyordum. Hayatımdan çok da şikayet etmiyordum. Evet, mutlu değildim. Deliler gibi aşık değildim. Ya da aile yaşantımda kontrolü çocukların eline teslim etmiştim AMA yine de idare ediyordum. Ne oldu bana şimdi? Lastiği patlamış araba gibi, en olmadık yerde arıza çıkardım.

Neden ben? Bu kadar sağlıklı beslenme ve spor delisiyken neyi yanlış yaptım da bana bu illet bulaştı? Kimin kalbini kırdım da bana beddua etti? Neden O değil de ben?

Bak bana ne yaptın? Bunlar hep kocamın/karımın suçu. O kadar delirtti ki beni kanser oldum. Kaç kere söyledim yapma diye. O olmasaydı ben kariyer hedeflerimi gerçekleştirecektim. O olmasaydı bu kadar erken anne/baba olmayacaktım. Evde tıkılıp kalmayacaktım. O olmasaydı… Bak bana ne yaptın…

Ama hiç içe dönüp bütün bunların başkalarını değil de kendi irademizle yaptıklarımız olduğunu itiraf edebiliyor muyuz? Sanmıyorum… İnsan ne kadar bilinçli olursa olsun suçluyu kendi ilan etmek istemez. Sorunu dışarda arar ve mutlaka suçu üstüne atacak birini bulur. Bu kitapta dizginlerimizi (onun dizginleri değil dikkat) elimize alıp, kararlarımızı kendi irademizle vermemize ışık tutacak bilgiler ve egzersizler bulunuyor. Beyaz Atlı Prensi Öldür bir sanat terapisi tabanlı kişisel gelişim kitabı. İşin için erkek düşmanlığı da yok üstelik. Kendi yarattığın beyaz atlı prens sembolünü rafa kaldırma, duygularını doya doya yaşayarak gerçek aşka ve mutlu hayata sahip çıkma üzerine. Hep demez miyiz “adama çok değer vermişim, aslında o bunların hiçbirini hak eden biri değilmiş” ya da “ hep özverili olan ben oluyorum karşı taraftan hep darbe yiyorum” . İşte bu hatalar hep ilk gördüğümüz adamı beyaz atlı prens olarak etiketlememizden kaynaklanıyor.

Kendimizi masallardaki prenses gibi bekleyen ve beklediğine değen bir kadın gibi görmekten ve göstermekten öte, hayata atılan, kendi macerasını bulan ve kahramanın yanındaki güzel kız değil, kahramanın bizzat kendisi olmak çok daha iyi değil midir? Gemlerinden kurtulup yeni bir maceraya atılabilenler kahraman olur. Kurtarılmayı bekleyen mağdur kız biraz farklı düşünmeye başladığında artık onun için yeni bir macera başlıyor. Kurtarıcı sandığı beyaz atlı prensin onu uyutmaktan başka bir şey yapmadığını fark ettirecek türden kuralların farklı işlediği bir sistem oluşuyor. Belki de tek bir yasa tek bir sistem yoktur. Belki de yalnızlıktan değil de acı çekmekten korkuyoruzdur. Belki de kendimizi bu yüzden prenses rolüne hapsettik. Korunacağımızı ve beyaz atlı prensin tüm zorluklarla bizim yerimize mücadele edeceğini düşündük. Bunlar masalları yanlış anlamamızdan mıydı? Yoksa tek yasa anlayışından yeni mi kurtulmaya başladık?

Kitabın Atlayışlar ve Düşüşler bölümünde de belirttiği gibi, kahramanlar kendilerini atladıkları ya da düştükleri diplerde bulurlar. “Kendilikleri” ancak bir düşüş ve orada yüz yüze geldikleri kendi gerçeklikleri ile olur. Bizler de sert bir düşüş yaşamadık mı? Ablamın radyoterapi bekleme odasında bana sorduğu bir soru vardı. Dibin dibi değil mi burası? Evet, kemoterapi veya radyoterapi odaları gerçekten dibin dibidir. Orda kimsenin maskeleri yoktur. Hepimiz aynı yolda yolcuyuzdur. Yüzüklerin Efendisi üçlemesindeki yüzük kardeşliği gibidir. Birimiz düşersek diğeri de düşer. Radyoterapi odasındaki kadınların birbirini içtenlikle dinlediğini, yardım etmek için deli olduğunu, kendini dinleyen birini bulduğu için de minnettar olduğunu gördüm. Evet, biz kahraman olmaya oradan başladık. Bizim yüzük kardeşliğimiz orda başladı. Şimdi zaman, çift başlı ejderha karşısında zafer kazanmış savaşçı kadın olarak yeni hayatını yaşamakta. Başkalarını suçlamadan, topu taca atmadan, taşın altına elini sokarak…

Not: Kitabın yazarı ablam olur 🙂 Benim tedavim sırasında benimle ilgilenen, en beter zamanlarımda bana en zor soruları soran, kel kafamı öpmeye doyamayan kişidir. Hem benle ilgilenip hem de kitap yazan ve asla pes etmeyen gerçek bir kadın kahramandır. Şimdi ben iyileştim ve ablamın kitabı kitapçılarda yerini aldı. Hayat devam ediyor ve sen bunu kaçırmak istemezsin.

Processed with Moldiv

Türk Kanserle Savaş Vakfı Menekşe ve Yaşam Dergisi röportajım

11402979_382226715304956_8363756141068377790_n

– Sevgili Deniz Toker, başarılı bir sporcu olarak tanıyoruz sizi. Kendinizden bahsetmenizi rica edebilir miyim? Nerelerde okudunuz, spora ne zaman başladınız?

Teşekkür ederim. Aslında ben elimden geldiğince en iyisini yapmaya çalışan bir çocuktum ve yaptığım sporu da layıkıyla yapmakla başarıya ulaşacağımın farkındaydım. İzmir’de doğdum ama babamın işleri nedeniyle ilkokul 3. sınıfta Antalya’ya taşındık. Bu taşınma benim için olumlu anlamda bir dönüm noktası oldu. Nedeni ise spor ile çok daha iç içe dilediğin spora kolayca ulaşabileceğim bir ortam bulmuş olmamdır. Gençliğin verdiği sonsuz enerjiyle her sporu yapmak, denemek istersin. Hepsine enerjin ve sonsuz bir istek vardır. Yüzme, basketbol, voleybol, okçuluk, yelken, halk oyunları, bisiklet, kaykay, paten ve pek tabiiki en büyük tutkum eskrim. Çocukların ve gençlerin ilgilenmekten hoşlanacağı bir çok diğer sportif etkinliklerde bulundum. Antalya bu anlamda bana tüm olanaklarını sağladı diyebilirim. Ancak bana en uygun sporun eskrim olduğuna karar vermem uzun sürmedi. Tamamen kendi isteğimle, hiçbir yakınımın yönlendirmesi olmadan başladım eskrime. Kendimi en yakın bu spora buldum ve diğer bütün ilgi alanlarımı azaltıp eskrime yoğunlaştım. Hem arkadaş çevresi olarak en mutlu olduğum yerdi hem de başarı kazandıkça ilgim ve isteğim daha da artıyordu. Her gün çift idman yapmak, haftasonlarını deplasman maçlarında ve seyahatlerinde geçirmek, milli takım hedeflemek ve sıkı çalışmak bir genç için zorlayıcı değildir. Ama mutlaka insanın hedefi olmalı. Benimkide iyi bir sporcu olmak ve ülkem adına başarılı olmaktı. Benim yaşadığım ortamda  gençlerin mutlaka hobileri vardı. Olmayana garip bakardık. Basketbol oynayanlar, okul korosunda şarkı söyleyenler, satranç takımında olanlar, kızılay kolu başkanı bile aktifti düşünün. Beden eğitimi dersine girmeyen çok çok azdı ve nedeni gerçekten sağlık sorunlarıydı. Bir yerden bir yere bisikletle gidilir, kayalardan denize atlanır, sabahtan akşama denizde vakit geçirilirdi. Şimdi bakıyorumda spor bizim için yaşam biçimiydi zaten.

Ben üniversiteyi de spor alanında okuyarak, elimden geldiğince sporla iç içe yaşamak istedim. Üniversite ve yüksek lisansımı bu alanda seçtim. Antrenörlük ve hakemlik yaptım. Ama artık para kazanmak da lazım diyerek kariyerimi beyaz yakalı olarak özel sektörde sürdürmek durumunda kaldım. Bir şirkette İş Geliştirme Müdürü olarak çalışıyorum ve spor hala gözbebeğim.

11401155_382226738638287_7244367633319991110_n

– Spor yapmak hayatınıza neler kazandırdı?

Başta mutluluk kazandırdı. Spor yapmamış biri olsaydım belki sanatçı olurdum. Bilemiyoruz bunu tabiiki ama mutlaka bir uğraşım olurdu. Müzisyen bir aileden geliyorum. Spor bana dünyayı görmeyi, kendime güveni, kendi ayaklarım üzerinde durabilmemi, gerçek başarı duygusunun ne olduğunu, dilersem ve çalışırsam her şeyi yapabileceğim fikrini, rakibim de olsa karşımdakine saygı duymayı, insan bedeninin ne kadar harika bir sistem olduğunu anlamamı, seyirci değil doğrudan alkışlanan kişi olmayı, mücadele etmekten hiç bir zaman çekinmemem gerektiğini öğrendim. Sayılacak o kadar çok olumlu yanı varki… Çocukluğumu ve gençliğimi boş boş dolaşarak geçirmedim mesela. Boş zamanlarımızı antrenman ve maç yaparak, hiç olmazsa düz koşu veya basket sahasında potaya top atarak geçirirdik. Şimdi ise, benim için spor gençlik demek. Tekrar o günleri yaşayabileceğim bir zaman varsa, o da spor yaparken alnımdan akan teri sildiğim andır. Tekrar idmanlarına başlarsan her zaman iyi bir performans yakalayabileceğini bilirsin. İnsan vücudu harika bir sistem demiştim. Çalıştırdığınız zaman günbegün kendine gelir ve gençleşir. Makine gibidir. Bunu bilmek bana ayrıca umut verir. Umutsuzluğa kapılmamamı sağlar. Mücade etmem gereken durumlarda otomatikman kendimi işin içinde bulurum. Seyirci kalmam. Çabuk karar verebilirim mesela. Bence kararsızlık, yanlış karardan daha kötüdür.

– Başarılı bir sporcu olmanın olmazsa olmazları nelerdir sizce?

Tabiiki fizyolojik ve antrenman bilgisi açısından birçok kriter var ve biz bunları akademik çevrelerde konuşuyoruz ama bence iyi sporcu olmanın bizileri ilgilendiren kısmında bahsedeyim. Öncelikle saygı, saygı nedir? Antrenörüne saygı, takım arkadaşlarına saygı, yaptığın işe saygı… Soyunma odasında oldukları halde, antrenmana zamanında çıkmayan sporcularıma ceza vermiştim mesela. Neden derseniz bu hepimize saygıdır.  Başta kendine ve takım arkadaşlarına. Ayrıca rakibine saygı göstereceksin. Karşında mücadele veriyorsa, her kim olursa olsun saygıyı hak eder. Eskrimin bize öğrettiği bir saygı sistemi var. Örnek vermek gerekirse maçı kazanmış olsanız dahi maskeni çıkarıp, rakibine ve hakeme silahınla selam vermediğin takdirde maç bitmemiş sayılır ve son aldığın puan silinir. Maç bitiminde rakibinin elini sıkmak durumundasın. Kazandım ben deyip, sırtını dönüp gitmezsin. Kuraldır bu. Ulusal ve uluslararası müsabakalarda sevilen sayılan bir karakter sahibi olmalıdır bence. Yabancı rakipleri ile iyi iletişim kurabilen, onları düşman olarak görmeyen, sevgi, saygı gören ve gösteren kişi olmalıdır. Irkçılık konusu son zamanlarda göze çarpan bir konu mesela. İyi bir sporcu asla ve asla ırkçı söylemlerden medet ummamalı, dünya vatandaşı olmalıdır.  Sporun etik değerlerini günlük hayatta da uygulayabilmeli. Amaç sadece madalya kazanmak değil, gerçek bir sporcu ve insan olmak olmalı.

Sonra odaklanma var. Öyle eli işte gözü oynaşta olamaz başarı isteyen sporcunun. Tam bir adanmışlık gerekir. Yemeği, antrenman programı, yaşam tarzı… Severek isteyerek yapmalı bunları zorla olmaz. Doğu bloku sisteminde sporculuk kalmadı artık. Keyifle, severek farkına vararak yapmalı sporunu. Herkes Nadia Comăneci olamaz ama yaptığı sporu layıkıyla yapabilir ve yaşam tarzı haline getirebilir. Son dönemde doping haberlerini sıkça ve üzülerek okuyoruz. Göz yaşları içinde, gururla seyrettiğimiz başarılı sporcularımızın, daha sonra dopingli çıkması beni derinden yaralıyor. Başarılı sporcu asla ve asla bu durumlara kendini düşürmemeli. Böyle başarılı sporcu olunmaz.

11406967_382226761971618_4363599458439773807_n

–  Ve ne yazık ki her sekiz kadının başına gelme olasılığı olan meme kanseri size de uğradı. Nasıl fark ettiniz ya da bu durum nasıl ortaya çıktı?

Evet her sekiz kadından biri de ben oldum. O kadar fazlayız ve gittikçe de artıyoruz ki. Maalesef ben kontrollerimi yapmıyordum ve tamamen tesadüf olarak fark ettim. Ama hızlı hareket edip, teşhis ve tedavime geç kalmadan başlayabildim. Erken teşhis konusunda ve taramalar ile ilgili olarak o kadar çok bilgi olmasına rağmen, riskli yaş grubunda olmadığım için 40 yaş üzerine kadar kontrol etmemin gereksiz olduğunu düşündüm. Ama günümüz şartlarında yaş sınırlaması 20’lere düşmüş durumda. İnsan başına gelmeden bana olmaz diyor. Herkesin kanseri ve belirtileri farklı. Bende ağrı, sızı olmadı.Bir anda fark ettim ve tüm hayatım değişti. Keşke olmasaydı ama bunun dünyanın sonu olmadığını gördüm. Bu bir hastalık ve tedavisi var. Önemli olan kendini güçlü tutmak ve tedavi olacağına inanmak.

11393085_382226781971616_8902568755742609636_n

– Şahane bir blog sayfası yarattınız. Ameliyattan bugüne kadar geçen süreci olabildiğince kendinize ve sevdiklerinize eğlenceli kılmaya çalıştınız.Bu pozitif bakış açısı eminim sizi takip eden insanlara örnek olmuş ve yüzlerinde kocaman bir gülümseme yaratmıştır. Blog fikri nasıl doğdu ? Kaleminiz ve mizah duygunuz o kadar güçlü ki ben şahsen sıkı bir takipçiniz oldum.

Çok teşekkür ederim. Özellikle sizden bunu duymak beni çok mutlu etti. Elimden geldiğince faydalı bilgileri paylaşmaya çalışıyorum. Blog yazmak istiyordum ama şöyle ameliyat oldum aman böyle kemoterapi aldım diye anlatmak istemedim. Bunların örnekleri zaten çokça var. Tıbbi bilgi veren gayet ciddi bloglar da var. Ben böyle paylaşımlar yapmak istemedim. Uzun zaman kendi kara kaplı defterime notlar aldım. Duygularımı yazdım. Doktor randevularıma gitmeden sorularımı hazırladım. Cevapları not ettim. Hepsi defterimde kayıtlıydı. O kadar çok soru işareti oluşuyorki insanın kafasında inanamazsınız. Hep yeni şeyler öğrenmek gerekiyor. Devamlı internet üzerinden araştırma yapmak gerekiyor. Okumak ve öğrenmek çok önemli.  Sosyal medya hesabımdan da paylaşımlarda bulunuyordum ve oradan benim gibi tedavi gören bir çok meme kanseri kadınla tanıştım. Sosyal medya üzerinden birbirimize destek oluyorduk. Özellikle kemoterapinin saymakla bitmez! yan etkileri hakkında sorular sorabiliyor ve kendi deneyimlerimi paylaşabiliyordum. Yabancı kanser hastaları ile de iletişim halindeydim. Çevremden ve sosyal medya üzerinden aldığım olumlu tepkiler vardı. Hastaların genel görünümünden farklı bir profil çizdiğim söyleniyordu. Kendine bakan, pes etmeyen ve hatta ben söylemesem kanser tedavisi gördüğüm bile anlaşılmıyormuş gibi şeyler söyleniyordu. Ben hasta bir kadının yinede kendine bakması ve bakımlı olması gerektiği kanaatindeyim. Bence normal olan hareketlerimin diğer hastalara moral kaynağı olduğu söylendi. Ben de madem öyle paylaşayım diye düşündüm. Evle hastane arasında sıkışıp kalmış hayatlarımıza bir neşe getirmenin yolunun yine kendimizde olduğunu düşünerek bir life-style rehberi hazırlamaya karar verdim.

Kendi deneyimlerimden yola çıkarak hazırlıyorum konuları. Bir hastanın başına gelebilecek durumlar ve kendi çözümlerimi paylaşıyorum. Daha çok bebek blogum ve günden güne daha da dolu bir içerik olacak.

Moral önemli diyor herkes ama morali nereden buluruz bize ne moral verir kimse yardımcı olmuyor. Erken teşhis için yapılan pembe kurdeleli etkinlikler, biz hastalar için yapılmıyor. Güçlü durun deniyor ama nasıl güçlü durulur bununla ilgili destek olunmuyor. Hastalar korkuyor. Dünya başınıza yıkılmış gibi hissediyorsunuz başta ama aslında hayat devam ediyor. Geçmez dediğiniz zorluklar geçiyor, gidiyor. Ben bloğumda bu ana fikri vermeye çalışıyorum. Hayat devam ediyor ve biz hayata herkesten daha fazla sarılmalıyız. Biz uyarıyı aldık ve davranışlarımızı hayata bakış açımızı değiştirmeliyiz. Mizah da bunun en basit yöntemi. Saçım döküldüğünde ilk ben kendimle ilgili şakalar yaptım. Matrak fotoğraflar çektik. Teşhis konduğunda aileme “bugün ağladığınız kadar ağlayın yarın çok işimiz var” dedim. Bu ruhu bloguma yansıtmak istedim. Her şey insanlar için. Benim karşılaştığım ilk zorluk kanser değil. Son da olmayacak ama zorlukları nasıl karşıladığınız önemli. Kaçarak, saklanarak değil. Öne çıkıp mücadele ederek geçilir zorluklar. Her kadın bir kahraman. Ben de kendi kahramanlık hikayemi yazmaya çalışıyorum. Umarım ben de bu alanda diğer hastalara faydalı olabilirim.

11377340_382226815304946_2566564632780764553_n

10671293_382226835304944_603786222557490038_n

11392812_382226875304940_3943232542648271661_n

http://www.kanservakfi.com/yayinlar/menekseyasam5/index.html

Yaşasın Tattoo

Tekrar merhabalar,

Bir süredir yazı paylaşmıyordum. Nedeni ise artık biraz kafamı başka konulara yoğunlaştırmak ve bu durumdan kurtulduğuma inandırmak amacıyla yaptığım diğer aktivitelerdi.Bol bol spor yapıp zayıflamaya gayret ettim. Tam bir tatil havası yaşıyorum. Mutlu olmak için her koşul sağlanmışken, kederden uzaklaşmak lazım.

Konuya gelmem gerekirse, bir süredir mastektomiden mütevellit oluşan ameliyat izlerimi nasıl kapatırım diye düşünüyordum. Kalıcı dövme yaptıramam henüz ama her aynaya baktığımda da o çizgileri görmek istemiyorum. Size bugün bulduğum ve çok beğendiğim geçici dövmeyi anlatmak istiyorum. Geçici dövme yaptırmak istediğinizde karşınıza çıkan hep kına ile yapılan dövmeler geliyor. Ben bunları tercih etmedim. Birkaç yıkamadan sonra renkleri bi garip oluyor. Benim size önereceğim ise sprey şeklinde. Hazır kalıpları olduğu gibi, beğendiğiniz deseni de kalıp haline getirebiliyorlar. Ben aşağıda gördüğünüz kalıpları seçtim. Uygulaması ise çok kolay. Sprey boyayı iyice sallayıp vücudunuza yapıştırdığınız kalıba hafifçe 2 tur olmak üzere sıkıyoruz ve artık bir dövmeniz var 🙂

IMG_7883 IMG_7884 IMG_7885 IMG_7886

Nasıl siliniyor derseniz ise, alkollü bir pamukla siliniyor. Tabii dayanıklı olması için, banyoda ovalayıp çıkarmaya çalışmamanız gerekiyor. Artık size kalmış bundan sonrası 🙂

Fikir vermesi açısından bazı kalıcı dövme uygulamaları:

e107b1a786db8a5fd2f439e6492c16ab db5cabe70df277cec78e3da2116b5da6

d608a9925890f4265a6a36407a210b93Sevgiler 🙂

Lenf Drenaj mı? O da ne?

 Zor olan tedaviler bittikten sonra bizlerin ciddi bir boşluğa düştüğünü, bundan sonrası için yol haritamızın çok da belirgin şekilde çizilmemiş olduğunu daha önce bu yazımda anlatmıştım. O dönemde boşluk hissi ile birlikte panik de yaşamıştım. Buna travma sonrası stres bozukluğu diyebilir miyiz? Bence diyebiliriz. Ama benim garip kendi kendini motive edebilme kabiliyetim burada da ortaya çıktı ve bu depresyondan ve boşluktan çabuk çıktım. Tedavisi biten ve olumlu yanıt alınan hasta statüsünde olduğum için kendimi şanslı hissediyorum. Darısı diğer hastalara. Depresyondan çıkar çıkmaz ilk işim kortizon belasının bana armağanı olan 10 kiloyu nasıl vereceğim planları yapmak oldu. Egzersiz zaten yapıyorum. Ancak kilo vermek için daha fazlasını yapmam gerektiğini, dengeli beslenme ve bir de destek bir aksiyon planı yapmalıydım. Egzersiz planımı sertleştirmem gerekiyordu. Bunu için daha uzun süreli ve yine düşük şiddetli egzersizlere devam etmeliydim ama arada küçük kas gruplarına yönelik çalaışmalar da gerekli diye düşündüm. Orada işler kolay ama bol acılı… No pain, No Gain demiş büyük düşünür. Beslenme dersem, bir gece bilgisayar başına oturup dos and don’ts (yapılacak ve yapılmayacaklar) listesi yaptım. Onu da buzdolabına magnetledim. Beslenme konusu en baştan beri ailece dikkate aldığımız bir konu olduğunu da söylemek isterim. Kısa bir süre benim şımarma hakkım kullanılarak tatlılar yapıldı, yendi ama artık onlar mazide bir anı olarak kaldı :).

Gelelim sebebi ziyaretimize… Girizgah kısmını uzun tutmak istemedim ki, sıkılmadan buraya kadar okuyabilin. İnsan vücudu çok ilginç bir yapı. Size aslında sinyaller geliyor ama kaale alıp almamak bizim elimizde. Ameliyattı, yatak istirahati, kemoterapi, kortizon, radyoterapi derken vücudumun şiştiğini hissediyordum. Tüm bunlar bitince iş sağlıklı kiloya geri dönmeye kalıyor. Aklıma hep güzellik merkezlerinde sıkça gördüğümüz ama aslında pek de ne işe yaradığını bilmediğim Lenf Drenaj makineleri geldi. Tavsiye üzerine bir güzellik merkezine gittim ve biraz inceledim. Aslında bir masaj makinesi diyebiliriz. Aşağıdaki gibi bir kıyafet giyiliyor ve bu kıyafet belli sürelerde şişip, gevşeyerek vücudun lenf sistemini harekete geçiriyor. Adı üstünde belli alanlarda birikmiş ödemi tahliye ediyor. Önce olabilir mi? Gerçekten faydası var mı? diye bilirsiniz. Ama 4 seansta 5 kilo verince sizinle paylaşma ihtiyacı hissettim. Burada dikkat edilecek konu tedavilerinizin bitmiş olması. Kemoterapi veya radyoterapi süregelirken yakınına bile gelmeyin derim. Hatta bir de doktorunuza sorun. Sağlama alın.

Sonra acaba bu lenf sistemi nedir? Nasıl çalışır? Sağlıklı veya lenf nodları çıkarılmış insanlarda nasıl farklar var? Şeklinde biraz merakımı cezbetti. Burada sizlere anatomi dersi vermeye niyetim yok 🙂 Rahatlıkla okumaya devam edebilirsiniz. Sizin de ilginizi cezbederse Google her derde deva… Kısaca bilgi vermek gerekirse lenf sistemi vücudun korunma sistemi olarak, sıvı dengesini kurmaya ve bağışıklık sistemini oluşturmaya yarar. Bakteri, kanser hücreleri ve diğer sağlığa zararlı maddeleri organlarınızdan uzaklaştıran sistem lenf sistemidir.  Bu sistemin kalp gibi kendine ait bir dolaşım motoru yoktur. İskelet kasları, damarlara ait düz kaslar ve derin nefes ile oluşan basınç sayesinde hareket eder.  Burada dikkate değer konu nefes egzersizleri, hareketli yaşam ve lenf drenaj için faydalı olabilecek masajlar. Sistemin çalışabilmesine destek olmak için egzersiz/spor, derin nefes egzersizleri ve manuel veya self lenf drenaj masajı önerebiliriz. Biraz destek olmakta fayda var.

Şuradan lenf sistemi ile ilgili kısa bilgi edinebilirsiniz:

Başlangıçta vücudumda oluşan ödemi atmak ve kilo vermek için düşündüğüm lenf drenaj, inceledikçe çok daha dikkat çekici yerlere gelmeye başladı. Sadece vücutta biriken ödemi değil, bağışıklık sisteminin sağlıklı çalışabilmesi için bu lenf akışının sağlıklı olması gerekmekte.

Tekrar faydalı olacak noktaları maddeler haline getirmek gerekirse;

  • Nefes egzersizleri
  • Hareketli yaşam / egzersiz / spor
  • Lenf drenaj masajı

Lenf drenaj masajı ile ilgili aşağıdaki videoyu buldum. Maalesef ingilizce ama bir fikir vermesi açısından yine de paylaşıyorum. Bu masajı profesyonel masör/masözler ve fizyoterapistler yapabilir. İncelemenizi tavsiye ederim.

Bu arada ek olarak hafta bir gün de sırt ve boyun ağrılarım için aromatik masaja gidiyorum ki inanılmaz faydasını görüyorum. Mastektomi’den sonra değişen postür sorunları ve sırt, boyun ağrılarımı bu şekilde gidermeye çalışıyorum. Haftada bir gün cennet gibi geliyor 🙂

Şunu da inceleyebilirsiniz. 2004 yılından ama belki daha günceli vardır. http://www.thejournalofbreasthealth.com/sayilar/8/buyuk/691.pdf

Sevgiler 🙂

İş ve Kanser Tedavisi

 IMG_6805

Doktorların şiddetle tavsiye ettiği kanser tedavisi ve dolayısıyla kemoterapi esnasında iş hayatından kopmamanız ve işe gitmeye devam etmenizdir. Hayatınızıda major bir değişiklik yapmayın işinize gitmeye devam edin derler. Ben bu tavsiyeye uyan hastalardan biriyim ve bu işe devam sürecinin hasta için olumlu olmadığı kanısına vardım. Size şimdi neden böyle düşündüğümü açıklamaya çalışacağım.

Ameliyat sürecinde bir buçuk ay kadar raporluydum ve 2 ameliyat ve 1 kemoterapiden sonra işe geri döndüm. Tabii çalıştığım firma çok büyük bir firma değil ve benim yedeğim olmadığı için işler aksamasın diye dönüşümün daha iyi olacağını düşünmüştüm. Fakat, işler düşündüğüm gibi olmadı. Neredeyse raporlu olduğum sürede kaybettiğim zamanı, döner dönmez benden talep eder gibi bir durum vardı. Aşağıda sizlere kemoterapi ile iş hayatını birlikte götürmekten dolayı karşı karşıya kaldığım olumsuz durumları listeledim. Tabii bu sadece benim başıma gelmiş ve başkasının başına gelmeyecek şeyler olabilir. Ama ben ne hissettiysem onu belirtmek istedim. Tamamen kendi deneyimlerimdir.

–          Stresli ofis ortamı ve çalışma arkadaşlarının durumunuzu tam olarak anlayamamaları.

–          Üstlerinin madem geldin, bu işler hemen bitecek tavrı.

–          Sen yokken biz her şeyi hallettik imaları ve zaten yoğun değildin ki havaları.

–          3 haftada bir tekrarlanan kemoterapiler ve o güne mutlaka denk gelen önemli bir iş.

–          Kemoterapiler nedeniyle düşen kan değerleri ve evden işe giderken bile zorluk yaşanması.

–          Uzun mesai saatlerinde dinlenme fırsatının olmaması.

–          Chemo brain olarak bilinen kemoterapi ilaçlarından dolayı hafıza ve zihin zorluklarının yaşanması ve bu zorlukların  iş arkadaşların ve patron tarafından ‘performans düşüklüğü’ olarak adlandırılması.

–          Bu ‘performans düşüklüğü’ yaftasını yememek için kapasitenin üstünde çalışma ve bundan dolayı daha fazla yorgunluk hatta tükenmişlik yaşamak.

–          Daimi bir işten çıkarılma ve gereksiz görülme hissi.

–          Resmi olarak raporlu olmadığınız için kanunen, işten çıkarabilir durumda olduğunuz bilmek. Raporlu personelin, raporu esnasında işten çıkarılması tazminat gerektirir.

–          Başkalarında kaynaklanan sorunlarda bile, firmanın zayıf halkası olduğunuz bilindiği için önce sorunun sizden kaynaklı olduğu düşünülmesi.

–          Sabah işe giderken, ani tansiyon düşmesi vs. gibi durumlarda bir yerde durup dinlenmeye kalksan işe geç kalmış olmanız.

–          Her kanser tedavisi gören hasta gibi, hayata olumlu bakma ve hayata tutunma çabalarınız iş ortamında ‘bişeyin yok, iyisin iyi’ şeklinde yorumlanması ve kendimi kötü hissediyorum dediğinde, bunu ispatlamak zorunda kalınması.

–          Ciddi Nötropeni durumlarında enfeksiyon riskinin artması ama ofis ortamının hijyenik olmaması.

–          Normalden daha duygusal ve alıngan olmanız ve iş arkadaşlarınızın size gerekli desteği vermiyor olduğunu görerek kalbinizi kırması.

Sonuçta tüm bu zorluklarla başedemeyip son kemoterapimden bir gün önce  rapor aldım. Artık bedenim ve ruhum sokak gürültüsüne ve keşmekeşine dayanamaz durumdayken… Ama sonuç yine işten çıkarılma oldu. Bana yapılan büyük bir iyilik olarak tanımladığım.

Sevgiler 🙂

Gece gece yazmayayım dedim ama yine dayanamadım. Vebali yine benim üstüme kalsın.

Bu kanser etkinliklerine taktım kafamı bir süredir.  Amaç, sebep, sonuç, hedef kitle, dönüt vs. konuları belli olmayan bir sürü etkinlik… Farkındalık yaratmak iyi hoş da, hedef kitlen belli mi? Sonuçta bir davranış değişikliği, öğrenme hedefliyor musun? Bunun için yöntem belirledin mi? hiç… Yaptık oldu…

Falanca derneğinin bilemem ne etkinliği var. Bugün sosyal medya hesaplarından duyurdular. Etkinlik ne zaman? Yarın sabah…

Mesela bir etkinliğe davet alıyorum. Nedir dediğimde “kanser hastalarına destek amaçlı” deniyor. Bana mı destek olacaksınız? diye soruyorum. Yanıt yok. Başka bir hastaya mı? Benden mi destek olmamı istiyorsunuz? Kimdir bu hastalar?

Mesela LÖSEV açık ve net şekilde “HASTANE yapıyorum 1 tuğla da sen koy” diyor. Gücün yettiğince destek oluyorsun.

İlk ameliyatım sonrası yine bir etkinlikten haberim olmuştu. İşten izin alıp koşarak gitmiştim. Bana yol gösterecek, koltuk çıkacak bir el broşürü bile kabulümdü. İlk hayal kırıklığımı burada yaşamıştım. Bolca kurdele… pembe bileklik ve bana bir müşteri gözüyle bakan firmalar. Bilen bilir…

Sevgiler

Sudan çıkmış balık sendromu

survivors

Bu hafta kanser haftası. Dolu dolu 7 gün. Milyonlarca insan kansere bir şekilde temas etti ve tedavi süreçlerini yaşadı. Onlardan biri de benim. Bu bloğu yazmamın nedeni de budur. Zor günler yaşarken nasıl hayatta kalmaya çalıştığımı paylaşıyorum. Tamam, hepsini değil ama bazı ip uçlarını diyebilirim. Tedavimin ortasında babamı kaybettim. O’na veda edemeden… İşimi kaybettim. Yazmak belki de iyi geliyor. Belki okunmak ve paylaşmak bilemiyorum. Kanser kelimesi bile insanı altüst etmeye yeterken, tedavisi ve belirsizlik… Acaba iyi olacak mıyım? Bu günler bitecek mi? Tekrar geri döner mi? Hayatıma nasıl devam edeceğim? Beni neleri bekliyor?

2 ameliyat, kemoterapiler silsilesi, radyoterapi ve bol bol görüntüleme makinesi ve kusmuk macerasından sonra, onkoloğun “hadi bakalım serbestsin” der.

  • 3 ay sonra görüşürüz…
  • Ne yapmalıyım peki şimdi?
  • Dikkat et. Artık iyisin.
  • Peki

Yola koyulursun. Eve doğru. Sevinmek istersin.

Dünya Kupasını kazandıran gölü atmış bir futbolcu gibi sevinmek…

Olimpiyat rekoru kırmış bir yüzücü gibi suya yumruğumu vurarak sevinmek…

Tuttuğu takım derbi kazanmış gibi meşale yakmak…

Triple double axel yapıp ayakta kalan buz patenci gibi kollarımı açıp sevinmek…

https://plus.google.com/u/0/101030311395173582066/posts/S3Ai4zKCPqr?pid=6132529921078690258&oid=101030311395173582066

Ama sadece gülümseyebildim.

Peki bundan sonra ne olacak? Anlat bir kuru reçeteyle kala kaldım. Tedavi boyunca fır dönen hemşireler, her sorduğun soruya makul mantıklı cevap veren, cep telefonundan arayıp “doktorcum şurama bi şey oldu. Naapıcam şimdi?” diye sorabildiğim, devamlı bir şekilde seni kontrol altında tutan doktorlar… Hepsi gitmişti. Kalakalmışlık bu tam olarak… Artık kemoterapiden bembeyaz olmuş yüzün ve mor dudakların da olmadığı için, hep bir “iyisin, iyi” modunda insanların sırtına vurması da cabası…

Ama ben İYİ DEĞİLİM Kİ

Kafam çok karışık bi kere. Ne yapmam gerektiğini bir türlü kestiremiyorum. İstesem sabahlara kadar gezebilirim mesela. Spor da yapmam. Yediklerime de dikkat etmem. Kim bilecek?

Burada ciddi bir yanlışlık var. Hadi iyisin diye evine gönderilen hastalar için söylüyorum. Bizim için bir geçiş süreci olmalıydı. Aslında hep şakasını yaptığım kanserli kadınlar salsa ekibi gibi bir şey de olabilir. Grup terapisi için daire şeklinde toplanmalı, “Merhaba! Benim adım Deniz. 1 aydır hastaneden uzağım.” falan seansları olmalı. Sudan çıkmış balık sendromunu aşabileceğimiz bir tampon bölgeye ihtiyaç var. Tekrar geri gelir mi korkularımızı yenebileceğimiz… Neden saçımızın asker tıraşı gibi olduğunu diğer insanlara anlatmaktan bıktığımızda koşup rahatlayabileceğimiz bir yer. Güçlü olmamız ve kanseri yenmemiz, senin de güç denemesinde bulunman için yüklenebileceğin yeni birini bulduğun anlamına gelmiyor mesela. Biz kum torbası değiliz.

Bu insanlar birilerini arıyor ve sadece dinlemelerini istiyor. Paylaşmak… Bu ağır yükü hafifletmek için…

Bol kurdeleli bir hafta dilerim.

Egzersiz için profesyonel bir destek

murat_bur

Bloğumun vesilesiyle mesajlar alıyorum. Egzersiz yapmak istiyorum ama ne yapabilirim? Sen neler yapıyorsun?  şeklinde. Açıkçası benim asıl mesleğim spor eğitmenliği olduğu (ama mesleğimi şuan yapmıyorum) için egzersizlerimi kendim planlayabiliyorum. Ancak tesadüfen internet ortamında bulduğum Murat Bür hocayı tartışmasız faydalı buluyorum ve egzersiz videolarını severek takip ediyorum. Murat Hocanın Youtube üzerinde bir kanalı var Murat Bür ile Get Fit. Farklı vücut tiplerine uygun egzersizler ve sokakta spor, sağlıklı yaşam önerileri gibi çok ilginizi çekecek videoları mevcut. Örneğin dizi izlerken yere bir havlu serip yapabileceğiniz bir çok egzersizler bulabilirsiniz.

Ben severek takip ediyorum. Umarım evde kendi egzersiz planını hazırlamak isteyen herkese de faydası olur. Aşağıda videolarına ve Facebook sayfasına ulaşabilirsiniz.

https://www.facebook.com/muratburofficial

https://www.youtube.com/user/getfit/videos

http://muratbur.com/

Sevgiler 🙂

Melatonin denen mucize

Hepimiz kanser riskini arttıran etkenleri araştırıp, incelemişizdir. Meme kanseri söz konusu olunca aslında çok da üzerinde durulmayan bir risk faktörü var. Gece uykusuzluğu…

Gece uykusunun önemli olduğunu ve belli saatlerde mutlaka uyuyor olmak gerektiğini öğrendik. Ancak bunun hem vakit darlığından hem de pek de önemli görülmediğinden belki üzerinde fazla durulmuyor. Gece vardiyasında çalışan kadınların, daha fazla risk taşıdıkları dışında öyle aman aman da bir bilgi bulmazsınız. Ama biraz karıştırdıkça altından çok ilgimi çeken konular çıktı. Umarım bu yazıda kafamda oluşan bilgileri toparlayabilirim. Daha detaylı bilgi için sizlere de araştırmanızı önerebilirim. Hormonların gözardı ettiğimiz etkilerini okudukça siz de şaşıracaksınız.

Öncelikle gece uykusu, yani 23:00 ile 05:00 arasında kesintisiz uyku neye yarıyor. Beynimizin iç kısımlarında konuşlanmış epifiz bezinden (Pineal gland) çok nadide bir hormon salgılanmasına yarıyor. Bu hormonun adı Melatonin. Melatonin gün içinde yani gündüz saatlerinde salgılanmıyor. İhtiyacı olan gece karanlığı. Vücut saatini ayarlayan da bu hormon. Gündüzleri daha dinç ama geceleri daha uykulu olmamız bu nedenledir. Ben geceleri daha aktifim, gündüzler bana göre değil diyorsanız melatonin mucizelerinden faydalanamıyorsunuz demektir. Çünkü, 2500lux ve daha fazlası aydınlık bir ortamda bu hormonun salınımı duruyor. Hormonun aktive olması için gözlerinizden ışık alınmıyor olması gerekir. Karanlık bir ortamda uyumak burada çok önemli. Melatoninin faydaları nedir dersek.

Melatonin hem kendisi bir antioksidan olarak çalışırken, aynı zamanda da diğer antioksidanlara destek olarak onların çalışmasını sağlamaktadır. Yani gençlik ve tazelenme için önemli bir rol oynuyor. Bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Kanser hücrelerinin büyümesini engelleyen bir yapıya sahip. Diğer başka faydaları da olsa bizim konumuz kanser olduğundan yukarıdaki 3 faydası bile bizim için altın değerinde.  Çılgınlar gibi kemoterapi ve radyoterapi vs. tedavi yöntemleri ile iyileştirilmeye çalışılırken, uyku düzenimizi bozup melatoninin faydalarından mahrum olmak çok da mantıklı değil.
Melatonin salgılanmasını engelleyen faktörler ise, gece geç yatmak, ışıklı bir ortamda uyumak, geç saate kadar TV, cep telefonu veya tablet bilgisayarlar ile meşgul olmak, sigara içmek, alkol kullanmak, stresli bir hayat tarzı, yaşlanma vb. Tam da buradayken melatoninin salgılandığı epifiz bezinin kireçlenmesi konusuna kısaca girelim. Diş macunlarımızda, içme suyumuzda, sakızlarda veya katkılı gıdalarda bulunan floridin epifiz bezinde birikmesi ile kireçlenme oluşuyor. Bu kireçlenme hormonun salgılanmasını olumsuz yönde etkiliyor ve vücut dengesini bozuyor. Bunu öğrendiğimden beri diş macunumu floridsiz seçiyorum.
İyi bir gece uykusu çekmek için, yatak odanızda televizyon bulunmamalı, geç saatlere kadar ayakta kalınmamalı, gece lambası kapatılmalı, cep telefonu ve tabletlerin ışığı uyku saatinde açılmamalı, dışarıdan gelecek ışığı önlemek için koyu renkli perde kullanılmalı.
Ben kendi adıma geceleri çalışmayı seven biri olmama rağmen, melatonin saatlerini kaçırmamaya çalışacağım. Geceleri cep telefonumu kapatma alışkanlığım olmamasına karşın, artık kapatmaya gayret edeceğim. Penceremden sızan sokak lambası ışığına karşı uzun zamandır uyku gözlüğü kullanıyordum zaten.

Elimden geldiğince kısa ve anlaşılır şekilde anlatmaya çalıştım. Pek tabii ki incelediğim kaynakların tümünü burada kullanamıyorum ancak melatonin ve diğer hormonlar hakkında en beğendiğim yazıyı aşağıdaki linkte bulabilirsiniz. Aşk hormonlarının aslında hayatımızı nasıl kurtardığını ve aynı şekilde nasıl mahvedebileceğini çok yalın şekilde anlatmış.

http://www.ntv.com.tr/arsiv/id/25179845/#storyContinued

Sevgiler 🙂

Işınla Beni Scotty – Radyoterapi Günlerim

ışın 2

İşin en zor kısmı olan kemoterapinin bitmesiyle, artık sıra radyoterapiye yani bizim dilimizle ışına gelmişti. Zor olanı geçtim diyordum.

Radyoterapi doktorunuz da başka bir onkolog yani radrasyon onkoloğu oluyor. İlk iş onunla görüşüp tekrar muayene olmak. Size baştan itibaren yaşadıklarınızı hatırlatan bir muayene oluyor. Ne zaman ve nasıl tümörünü fark ettin ile başlayan sorular. Tekrar başa dönmüş gibi hissettim. Biraz gergin göründüm demek ki doktorum bana her şey yolunda, artık bundan sonra kendini iyileşmiş olarak görmelisin. Her şey geride kaldı gibi telkinlerde bulundu. Diğer bütün doktorlarım gibi radrasyon onkoloğum da harika bir insan. Şans hep yanımda oldu.

Kemoterapi sonrası hemen radyoterapi başlar sanıyordum ama hayır, arada en az 15 gün süre konuyor. Bu arada kan değerlerini toparlamaya çalışıyor biraz güçlenmeye gayret ediyorsun. Aletlerde ciddi bir yoğunluk olduğu için de bir türlü randevu alamama gibi bir sorun da oldu benim tarafımda. Birkaç gün gecikmeli başladım. Programım hafta içi her gün, 25 seans şeklinde planlandı. Yan etkilerini sorduğumda deri ile ilgili olanlar göze çarpan yan etkilerdi. Diğer ağrı vs gibi konulara pek sık rastlanmamakla birlikte, olduğunda doktoruma bildirmem gerekiyormuş. Benim için cilt sorunları tam olarak sondan bir önceki RT (radyoterapi) seasından sonra oldu. Ağrılar ise eklem ve kas ağrıları şeklindeydi ve halsizlik, yorgunluk gibi şeyler yaşadım. Yorgunluğu aşmak için eve gidip yatmak yerine tam tersi Belgrad Ormanına gidip hava şartları ne olursa olsun 6Km’lik parkurda yürüyüş yaptık ablamla. Çok yavaş da olsam, çok yorgun da hissetsem, hava koşulları zorlayıcı da olsa gittik. İyileşmekten başka önemli bir işim olamadığını, önceliğimin bu olduğunu düşündüm hep. İlk hafta 6km’yi 3 saate yakın geçtik. Sonraki hafta performansım arttı ve 2 saate düşürdük. 5 saate de olsa o parkur bitirilebilir. Önemli olan bir yerden başlamak.

Belgrad ormanı yolu

Belgrad ormanı

     Belgrad ormanı

Belgrad ormanı

Belgrad ormanı

Belgrad ormanı

Belgrad ormanı

Belgrad ormanı

RT için her gün aynı saatte hastanedeydim. Kimi zaman uzun saatler beklemem gerekti. RT aletleri hassas aletler olduğundan kimi zaman arızalanıyor veya kalibrasyon işlemleri yapılıyor. Bu durumlarda sıra bir türlü gelmek bilmiyor. Ama şikayetçi olmadım çünkü bekleme odasında çok güzel insanlarla tanıştım. Her gün benim gibi tedavi olmaya gelen onlarca kadın. Hepsi farklı yaşlarda ve hepsi hayata yeni bir gözle bakıyorlar. Onlar, gerçek kahramanlar benim gözümde. Derin bir sevgi ile hepsini anıyorum bugün. Bu arada bu radyoterapi odası diyaloglarına ileride tekrar döneceğim. Ama kısaca bahsetmek gerekirse, bekleme odasında diğer hastalarla en çok bundan sonra ne yapalım? Neden bu hastalık bizi buldu? Nerede hata yaptık acaba? gibi sorulara cevap bulmaya çalıştık. Hepimizin hikayesi, geçmiş yaşantıları, beslenme düzenleri, yaş ve sosyo-ekonomik durumu farklı olmasından dolayı ortak bir payda net bir şekilde çıkaramadık. Ama hepimizde dikkat çeken konu hayatın merkezine kendimizi koyamamış olmaktı. Kanser sebepleri olarak psikolojik etkenler, depresyon, derin incinme veya travmalar gibi  psikolojik temeller hakkında da konuştuk. Hayatın getirdiği sorunlara karşı güçlü durmaya çalışmak, aldatılma, değersiz hissettirilme gibi, kişiyi derinden sarsan ama yıkmayan olgular maalesef neredeyse hepimizde vardı. Bana ilk teşhis konduğunda doktoruma bu konuyu sormuştum. Acaba nedeni psikolojik bir travma olabilir mi diye. Bunu bilimsel bir şekilde kanıtlayamadıkları için vardır diyemedikleri gibi yoktur da diyemiyorlar. Ama biz radyoterapi bekleme odasında, mavi önlüklerimiz üzerimizdeyken bu konuyu tartışıp kararımızı verdik. Moral çok önemli 🙂

O zaman ne diyoruz??

Işınla beni Scotty 🙂