Kitap Tavsiyesi – Beyaz Atlı Prensi Öldür

BeyazAtliPrensiOldur_Kapak.indd

Ne oldu bana şimdi? Neden ben? Bak bana ne yaptın?

Bu soruları kendine sormayanımız yoktur sanırım. Altındaki nedenleri biraz açmak gerekirse;

Ne oldu bana şimdi? Bu sorunun alt metni, ne güzel yaşayıp gidiyordum. Hayatımdan çok da şikayet etmiyordum. Evet, mutlu değildim. Deliler gibi aşık değildim. Ya da aile yaşantımda kontrolü çocukların eline teslim etmiştim AMA yine de idare ediyordum. Ne oldu bana şimdi? Lastiği patlamış araba gibi, en olmadık yerde arıza çıkardım.

Neden ben? Bu kadar sağlıklı beslenme ve spor delisiyken neyi yanlış yaptım da bana bu illet bulaştı? Kimin kalbini kırdım da bana beddua etti? Neden O değil de ben?

Bak bana ne yaptın? Bunlar hep kocamın/karımın suçu. O kadar delirtti ki beni kanser oldum. Kaç kere söyledim yapma diye. O olmasaydı ben kariyer hedeflerimi gerçekleştirecektim. O olmasaydı bu kadar erken anne/baba olmayacaktım. Evde tıkılıp kalmayacaktım. O olmasaydı… Bak bana ne yaptın…

Ama hiç içe dönüp bütün bunların başkalarını değil de kendi irademizle yaptıklarımız olduğunu itiraf edebiliyor muyuz? Sanmıyorum… İnsan ne kadar bilinçli olursa olsun suçluyu kendi ilan etmek istemez. Sorunu dışarda arar ve mutlaka suçu üstüne atacak birini bulur. Bu kitapta dizginlerimizi (onun dizginleri değil dikkat) elimize alıp, kararlarımızı kendi irademizle vermemize ışık tutacak bilgiler ve egzersizler bulunuyor. Beyaz Atlı Prensi Öldür bir sanat terapisi tabanlı kişisel gelişim kitabı. İşin için erkek düşmanlığı da yok üstelik. Kendi yarattığın beyaz atlı prens sembolünü rafa kaldırma, duygularını doya doya yaşayarak gerçek aşka ve mutlu hayata sahip çıkma üzerine. Hep demez miyiz “adama çok değer vermişim, aslında o bunların hiçbirini hak eden biri değilmiş” ya da “ hep özverili olan ben oluyorum karşı taraftan hep darbe yiyorum” . İşte bu hatalar hep ilk gördüğümüz adamı beyaz atlı prens olarak etiketlememizden kaynaklanıyor.

Kendimizi masallardaki prenses gibi bekleyen ve beklediğine değen bir kadın gibi görmekten ve göstermekten öte, hayata atılan, kendi macerasını bulan ve kahramanın yanındaki güzel kız değil, kahramanın bizzat kendisi olmak çok daha iyi değil midir? Gemlerinden kurtulup yeni bir maceraya atılabilenler kahraman olur. Kurtarılmayı bekleyen mağdur kız biraz farklı düşünmeye başladığında artık onun için yeni bir macera başlıyor. Kurtarıcı sandığı beyaz atlı prensin onu uyutmaktan başka bir şey yapmadığını fark ettirecek türden kuralların farklı işlediği bir sistem oluşuyor. Belki de tek bir yasa tek bir sistem yoktur. Belki de yalnızlıktan değil de acı çekmekten korkuyoruzdur. Belki de kendimizi bu yüzden prenses rolüne hapsettik. Korunacağımızı ve beyaz atlı prensin tüm zorluklarla bizim yerimize mücadele edeceğini düşündük. Bunlar masalları yanlış anlamamızdan mıydı? Yoksa tek yasa anlayışından yeni mi kurtulmaya başladık?

Kitabın Atlayışlar ve Düşüşler bölümünde de belirttiği gibi, kahramanlar kendilerini atladıkları ya da düştükleri diplerde bulurlar. “Kendilikleri” ancak bir düşüş ve orada yüz yüze geldikleri kendi gerçeklikleri ile olur. Bizler de sert bir düşüş yaşamadık mı? Ablamın radyoterapi bekleme odasında bana sorduğu bir soru vardı. Dibin dibi değil mi burası? Evet, kemoterapi veya radyoterapi odaları gerçekten dibin dibidir. Orda kimsenin maskeleri yoktur. Hepimiz aynı yolda yolcuyuzdur. Yüzüklerin Efendisi üçlemesindeki yüzük kardeşliği gibidir. Birimiz düşersek diğeri de düşer. Radyoterapi odasındaki kadınların birbirini içtenlikle dinlediğini, yardım etmek için deli olduğunu, kendini dinleyen birini bulduğu için de minnettar olduğunu gördüm. Evet, biz kahraman olmaya oradan başladık. Bizim yüzük kardeşliğimiz orda başladı. Şimdi zaman, çift başlı ejderha karşısında zafer kazanmış savaşçı kadın olarak yeni hayatını yaşamakta. Başkalarını suçlamadan, topu taca atmadan, taşın altına elini sokarak…

Not: Kitabın yazarı ablam olur 🙂 Benim tedavim sırasında benimle ilgilenen, en beter zamanlarımda bana en zor soruları soran, kel kafamı öpmeye doyamayan kişidir. Hem benle ilgilenip hem de kitap yazan ve asla pes etmeyen gerçek bir kadın kahramandır. Şimdi ben iyileştim ve ablamın kitabı kitapçılarda yerini aldı. Hayat devam ediyor ve sen bunu kaçırmak istemezsin.

Processed with Moldiv

Reklamlar

KANSERE ÇÖZÜM VAR – KİTAP ÖNERİSİ 2. BÖLÜM

IMG_6640

Birinci bölümde Kansere Çözüm Var kitabından Prof. Dr. Erkan Topuz’un kanserin önlenmesi ve tedavisi konusunda verdiği bilgileri özet olarak aktarmıştım. Bu bölümde 7’den 70’ Taş Devri Diyeti ve Pediatik Onkoloji kitaplarının yazarı Prof. Dr. Ahmet Aydın’dan alıntıları aktarıyorum. Diğer hocaların bölümlerinden alıntı yapmayacağım. Kitabı almanızı tekrar tavsiye ederim.

  • Yiyeceklerimizde ya da diğer çevresel faktörlerde bulunan kanser ajanları DNA’larımıza bağlanarak, onları hasara uğratıyor. Hasar kritik bir düzeye ulaşınca da normal hücreler kanserli hücreler haline dönüşüyor. Sağlıklı bir insan vücudunda bulunan DNA onarım enziöleri ve diğer gen koruyucu mekanizmalar 24 saat içinde hasarın %90’ını temizliyor. Her insan hücresinde günde yaklaşık 10 bin mutasyon oluyor. Eğer DNA onarım enzimleri yoksa ya da yetersiz çalışıyorsa bu mutasyonlar hızla kansere yol açıyorlar.
  • Genlerin korunmasında en önemli unsur beslenmedir.
  • Son 50-100 yıl içinde doğal olmayan, işlenmiş ve katkı konulmuş gıdalar aşırı derecede kullanılmaya başlandı.
  • Eğer genlerimizin baş edemeyeceği doğal olmayan yiyeceklerle beslenirsek, hücrelerimiz yıpranıyor ve normal işlevini göremiyor. Sonuçta genler, yiyecekler arasındaki bu evrimsel uyumsuzluk hali şişmanlık, diyabet, koroner kalp hastalığı, hipertansiyon, felç, depresyon, hiperaktivite, otizm, reflü, ülser, astım, romatizma, kronik yorgunluk sendromu, kanser ve osteoporoz gibi son yıllarda müthiş artış gösteren çok sayıda kronik-dejeneratif hastalığa neden oluyor.
  • Paketli yiyecekler katkı maddeleri, boyalar, parfümler var. Gıda şirketleri bunların doğal olduğunu iddia etse de değiller. Çoğu, kimya şirketlerinde hazırlanıyor. Örneğin, bir meyveli yoğurdun rengi, evin duvar rengini seçer gibi karteladan seçiliyor.
  • Geleneksel usuller ile yapılmış sucuk, kavurma ve pastırma serbest. Katkı maddelerinden dolayı salam ve sosis gibi sanayi tipi et ürünleri tüketilmemeli.
  • Balık yerken ise, ağır metal zehirlenmesi riskini azaltmak için küçük ve yüzeyde yaşayan balıklar seçilmeli. Çiftlik balıkları ise tercih edilmemelidir.
  • E621 kodlu gıda katkı maddesi “mono sodyum glutamat” yiyeceklere katıldığında, o yiyeceklerin tadını arttırıyor. Tasız, tuzsuz hiç yenemeyecek bir yiyeceği bile yenilebilir hale getiriyor. Yani orijinal halinde o yiyeceğin tadına hiç benzemiyor. Yani vatandaşı kandırmanın yasal bir şekli…
  • MSG nelere konuluyor? Hazır köfte harçları, et suyu tabletleri, hazır çorbalar, cips, kraker, salam, sosis, hamburger… Yönetmeliğe göre bal, tereyağı, şeker hariç olmak üzere, tüm gıda maddelerinde belirtilen limitler dahilinde kullanılabilmektedir. Ama bu limitler için denetimler yeteri kadar yapılmıyor.
  • “bugün bu çorbayı içiyorsanız, ayrıca cips, kraker, et suyu tableti gibi bir gıda yemeyin. Aksi takdirde kanser olabilirsiniz.” Şeklinde ürünler üzerinde uyarı olması gerekli.
  • Son on yılda yapılan birçok çalışma, işlenmiş soyadan zengin gıda ile beslenmenin meme, mide, kalınbağırsak ve uterus (döl yatağı) kanserlerine karşı koruyucu olmadığını; hatta bu organlardaki kanserleri arttırdığını göstermektedir.
  • Uzun ömürlü sütleri kullanmayın. Sadece ekşiyen ve/veya kesilen ve kaymak bağlayan süt ve yoğurtları yiyin!
  • Cam damacana su alın ve her 3 ayda bir su markanızı değiştirin. Ya da pet damacana olarak aldığınız suları eve getirilir getirilmez küplere doşaltın. Suyun temizliğinden endişe duyuluyorsa mutlaka3-5 dakika kaynatıp soğuttuktan sonra kullanılmalıdır.
  • C vitamini gibi antioksidanlar, farklı metabolizmaları nedeniyle kanser dokusunda nitelik değiştirerek prooksidan olurlar. Yani serbest radikal oluşturarak kanser hücrelerini öldürürler. Halbuki sağlam dokularda antioksidan olup onları tahribattan korurlar.
  • Piyasada bir x bitkinin kanseri kesin tedavi edeceğini iddia eden bazı kişilerden, umut tacirlerinden de sakınmak gerekiyor.
  • Şişmanlık sadece estetik bir sorun olsa idi belki de üzerinde bu kadar durmayacaktık. Ama maalesef öldürüyor. Her gün alınan beyaz un ve rafine şekerlerle, kortizol ve adrenalin salgılanması sürekli hale geliyor. İnsülin direncinin oluşturduğu hiperinsülinemi, kronik mikropsuz iltihabi sürecin oluşmasına yol açıyor. Yağınız artıyor ama kaslarınız ve kemikleriniz erimeye başlıyor. Vücudunuzda mikropsuz iltihap maddelerinin miktarı artıyor, organlarınız ve damarlarınız tahrip olmaya başlıyor. Metabolik sendrom başta koroner kalp hastalığı, diyabet, ateroskleroz, astım, hipertansiyon, diş çürüğü, polikistik over sendromu, değresyon, otizm, hiperaktivite, prostat hipertrofisi, karaciğer yağlanması, osteoporoz ve kanser olmak üzere çok sayıda hastalığa neden oluyor.
  • Hiçbir şekilde tatlandırıcı ve tatlandırıcı içeren “light” diyet yiyecek ve içecekleri tüketmeyin.
  • Katkı maddesi ilave edilmiş, paketlenmiş gıdaları yemeyin.
  • Bol taze meyve ve sebze yiyin.
  • Yeterli Omega-3 alın. Ayçiçeği, mısır, kanola, soya, pamuk ve margarin gibi yağları diyetinizden çıkarın. Bunların yerine zeytinyağı ve doğal hayvani yağları (tereyağı, kaymak, iç yağı ve kuyruk yağı) yiyin.
  • Özgür dolaşan hayvanların etini ve yumurtasını yiyin.
  • Günde iki diş sarımsak ve/veya 1 baş kuru soğan tüketin.
  • Stresten uzak durun.
  • Yeşil çay tüketin.
  • Çevresel toksinlerden ve sigaradan uzak durun.
  • Aşırı alkol almayın.
  • Yeterli derecede egzersiz yapın.

Sevgiler 🙂

Kansere Çözüm Var – Kitap Önerisi 1. bölüm

IMG_6602

Bu seferki kitap önerim direkt çözüm odaklı. Neden kanser olunur ve bundan sonra nelere dikkat etmeliyiz sorusunu hepimiz kendimize ve doktorlarımızda soruyoruz. Tabii ilgili kaynak taramasını da yapmak lazım. Bana onun bunun suyunu sık. Ama şunu yemeği ihmal etme diyenlere pek kulak asmıyorum. Nedeni ise kulaktan dolma bilgiler olma olasılığı… Ben doktor ne derse onu yapan, asker hastalardanım. Ameliyat, kemoterapi ve radyoterapimin de sonunu gelmek üzere olduğum için hayat tarzımda özellikle beslenme konusunu ciddi bir rutine oturtmam gerektiğini düşündüm. Bu konuyla ilgili  kitap aldım ve ilkini sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Gerçekten çok ilgi çekici ve muhteşem bilgilerin olduğu kitabımızın adı Kansere Çözüm Var. Hayykitap’tan editörlü bir kitap. Prof. Ve Doçentlerin kendi alanlarında en iyi bilgileri birer bölümde ele aldıkları harika bir kaynak. Ben çok etkilendim. Kanserden korunma, erken teşhisin önemi, tedavi esnasında ve sonrasında beslenmemizde dikkat etmemiz gereken hususlar hakkında detaylı bilgi sahibi olabilirsiniz.

 Kanserle savaşma yollarını anlatan kitabı şu uzmanlar hazırladı: Prof. Dr. A. Murat Tuncer (Sağlık Bakanlığı Kanser Dairesi Başkanı), Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta (Göğüs Hastalıkları Uzmanı), Prof. Dr. Erkan Topuz (Tıbbi Onkoloji Uzmanı), Prof. Dr. M. Alp Özkan (Pediatrik Hematoloji ve Onkoloji Uzmanı), Doç. Dr. V. Canfeza Sezgin (İç Hastalıkları ve Tıbbi Onkoloji Uzmanı), Prof. Dr. Ahmet Aydın (Beslenme Uzmanı), Prof. Dr. M. Canan Efendigil Karatay (İç Hastalıkları ve Kardiyoloji Uzmanı), Dr. Yavuz Dizdar (Radyasyon Onkolojisi Uzmanı), Mennan Aysan Kuzanlı (Kimya Mühendisi), Prof. Dr. Süleyman Daşdağ (Biyofizik Uzmanı), Prof. Dr. Selim Şeker (Elektrik ve Elektronik Mühendisi), Yard. Doç. Dr. Erol Ergüler (Nükleer Tıp Uzmanı), Doç. Dr. Öznur Özdoğan (Din Psikoloğu).

Aslında uzun uzun aldığım notları aktarmak isterim ama mümkün olduğunca kısa yazmaya çalışacağım.  Siz de kalem kağıt alıp not alın lütfen. Hatta en kısa zamanda bu kitabı edinmenizi öneririm. Öncelikle sigara ile ilgili ciddi bir bölüm var ki bu bölümü zaten sigara içmediğinizi düşünerek hiç aktarmayacağım. İçiyorsanız zaten yazının buradan sonrası sizin için zaman kaybı olacaktır.

Prof. Dr. Erkan Topuz’un kanser tedavisi ve koruyucu beslenme bölümünde verdiği bilgiye göre, ülkemizde kanser vakalarında hızlı bir artış var ve 2020 yılında ülkemizde 25 milyon kişinin kanserli olacağı tahmin ediliyor. Ancak ülkemizde kanserin önleyici tedbirleri oldukça zayıf. Özellikle TV reklamlarında yiyeceklerin neredeyse tamamı kanserojen ürünler. Okullarda çocuklarımıza zararlı yiyecekler satılıyor. Kanserden korunmanın birinci adımı beslenmedir. İkinci olarak erken tanı… erken tanı ile yakalanan hastaların kurtulma oranı %85.

  • Tek başına hiçbir bitki yoktur ki, kanseri tedavi etsin. Ama verilecek bir diyet ve diyetle beraber doktorun uygun gördüğü bitkisel takviyeler hastanın güçlü olmasını, bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinin, tedavi esnasında beslenme fonksiyonlarının iyi çalışmasını yani protenini, karbonhidratını, yağını belli oranlarda belli ölçülerde almasını sağlamaktadır. Ancak bitkiler keskin kılıç gibidir. Bir yandan fayda sağlarken, bilinçsiz ellerde büyük zarar da verebilir.
  • Kanser tedavisinde tamamlayıcı tıbbın önemi büyüktür. Bu yalnızca bitkisel tedavi değildir. Bu alanda dua (inanç tedavisi) vardır, meditasyon vardır, dans, gülme, müzikterapi ve aromaterapi vardır, akapunktur ve hipnoz gibi bilimsel olarak da araştırılıp incelenen daha pek çok tedavi vardır. Bunlar birebir kanseri tedavi etmez ama hastaya manevi bakımdan bir umut ve güç verir.
  • Kanser tedavisi görmüş, kemoterapiden çıkan bir hasta yorgun ve bağışıklık sistemi bozuk olarak çıkacaktır. Bu sebeple ayrı bir diyet uygulanmak gerekir. Kanserden koruyucu ve bağışıklık sistemi (immün sistem) güçlendirici bir diyet kesinlikle gereklidir.
  • Meme kanserine karşı etkili olan gıdalar:

-Ekmek kabuğu. Tabii tam buğday, arpa ve çavdar ekmeklerinin kabuğu

.-Esmer pirinç ve bulgur pilavı.

– Karnabahar, beyaz lahana, brokoli ve Brüksel lahanası yani antikanser gıdaların başında gelen tüm lahana ailesi namı diğer lahanagiller. Lahanagiller, içerdiği A,B,C vitaminleri, folat ve kalsiyum ile serbest radikallere karşı vücudu korur. Kanser riskini azaltmak için bu sebzelerden, mevsiminde taze olarak günde 3-5 porsiyon tüketilmelidir.

– Kuşkonmaz.

– Kan portakalı.

– Yeşil çay (özellikle östrojen reseptörleri pozitif olanlarda).

– Haftada iki kere baklagil tüketin.

– Yeşil mercimek ve yer fıstığı.

– Semizotu, ıspanak, pırasa ve soğan. Mevsiminde her gün sofranızda bulundurun.

– Maydanoz, dereotu, tarhun ve karaturp. Bunlardan birini mutlaka her salataya katın.

– Sarımsak.

– Zerdeçal.

– Keklik otu.

  • Damacana suyunuzu cam damaca olarak tercih edin ve 3 ayda bir suyunuzu değiştirin.
  • Omega-3 tümörün büyümesini yavaşlatır. Omega-3 alırken Omega-6 içermemesine dikkat edilmeli. Çünkü Omega-6 tümörü ilerletir. Yani kesinlikle kullanılmamalıdır.
  • Salam, sucuk, sosis kesinlikle yenmemeli. Çok fazla katkı maddesi ve soya içeriyor.
  • Radrasyondan kaçınmak gerekir. CT taramaları sonrası A,C,E vitaminleri alınmalıdır. Bu vitaminler radyasyona karşı önemli yer tutar.
  • Cep telefonu kullanımı kısıtlanmalı, özellikle yatak odanızda şarj edilmemelidirler.
  • Melatonin hormonu kanserden koruyor ve bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Melatonin sadece gece karanlık bir alanda uyurken salgılanıyor. Bu nedenle karanlık odada, geç saate kalmadan uyuyun.
  • Meme kanseri gibi hastalıklarda, kanser tanısından sonra kilo alımı kanserin tekrarlama riskini arttırmaktadır. Bu nedenle kilo alımından ve aşırı kilolu olunmasından kaçınılmalıdır.
  • Özellikle kanser tedavisi esnasında ve iyileşme döneminde yapılan egzersizin önemi büyüktür. %65-75 performansla yapılan aerobik antrenmanlar günlük en az 30 dakika şeklinde planlanmalıdır.
  • Hızlı yürüyüş, yüzme, hafif tempoda koşu, kayak ve tırmanma gibi aktiviteler yapılabilir.
  • Gıdaların ideal tüketimi çiğ, buğulama veya haşlama ile pişirilerek yenmesidir.
  • Yeni araştırmalarda deodorant, ev kokusu için kullanılan kimyasal maddelerin meme kanseri riskini arttırdığı gözlenmiştir.
  • Şekerli gıdaların tüketimi azaltılmalıdır. Yoğun şeker içeren gıdalar ve aşırı kilo alımı kanserin çoğalmasını hızlandırabilmektedir.

1. bölümün sonu

Mutluluk Sanatı – Kitap Önerisi

Kitap_öneri1

Mutluluk Sanatı – Yaşam için Bir El Kitabı

Dalai LamaHoward C. Cutler

Öncelikle belirtmeliyim ki bu kitap hayat kurtarıyor. Nedeni ise gerçekten mutluluğun sırlarını veriyor olması. Aslında bilmediğimiz bir mucizevi formül verilmiyor. Ancak unuttuğumuz ve tekrar hatırlamamız gereken temel kurallar ve egzersizler üzerinden depresyon, korku, mutsuzluk, endişe, içe kapanma ve umutsuzluk gibi çağımız problemlerine çare oluyor.

Kutsal Dalia Lama, Budist lideridir. Şimdi bu Müslümanım ben Budizm’le muhatap etme beni diyebilirsiniz. Demeyin! İlim Çin’de de olsa gidiniz. Dalia Lama ve psikiyatr Howard C. Cutler’ın karşılıklı sohbeti şeklinde kurgulanmış kitapta dini bir propaganda yapılmıyor. Yapılan iyi ve mutlu bir insan olma yolunda neler yapabilirizi yanıtlamak. Kitap üzerinde daha fazla yorum yapmayacağım. Bunu kitap bloggerlarına bırakıyorum. Neden bu kitabı önerdiğime gelirsek, kanser teşhisi konduktan hemen sonra neden ben diye sormadım. Mutlaka bir nedeni vardı. Ben bu nedeni araştırmak ve hayat tarzımı değiştirmeye karar verdim. Öncelikle her ne yaşıyor olursam olayım, kafa yapımı değiştirmem gerekiyordu. Olumsuz düşüncelerden ve enerjilerden acilen kurtulmam ve iç huzuru yakalamam gerekiyordu. Bu size çok mutsuzdum her yerimden problem fışkırıyordu imajı vermesin lütfen. Hepimizin bazı problemleri vardır ve benimkilerde bu tip ufak tefek şeyler işte. Ama büyük olan sorunum, kendimi hayatımın merkezine koyamamak idi. Hep başkaları için yapmam gereken bir şeyler vardı. Eğer tedavim esnasında ve bu illeti yendikten sonra dahi eski kafa yapımla devam edersem, bu kadar çabanın boşa çıkacağına inanıyorum. Lütfen eğer hasta veya hasta yakınıysanız siz de kendi düşünce yapınızı olumluya çevirin. Bu kitap size iyi bir rehber olacaktır. 🙂

Şuradan bir önizleme yapabilirsiniz : http://www.idefix.com/kitap/mutluluk-sanati-yasam-icin-bir-el-kitabi-dalai-lama/kitap_oku.asp

Kitap ve Film Önerileri

movies-and-books,

Deniz’in Kanser Rehberi’nde kimi zaman kitap ve film önerileri göreceksiniz. Neden diye düşünmeyin. Hayata tutunmak ve kanser illetinden kısa sürede kurtulmak için bazen dışarıdan destek almak ve ilham almak gerekiyor. Özellikle ana akım medyanın çılgınca felaket tellallığı yaptığı, birbirini kırıp geçiren insanlığın çığırtkanlığını yaptığı bir dönemde, televizyonu dikkatli kullanmak gerekir. Kişisel olarak ben TV’de haber seyretmeyi ve gazete okumayı kendime yasakladım. Olumsuzlukları takip edip, karalar bağlamaktan bıktım. Siyaseti takip edip, kendime dert edinmenin beni hasta ettiğine karar verdim.

Lütfen sizde kendinizi keyifsiz haberler deryasına kaptırmayın. Hastasınız ve moral iyileşmek için en büyük silahınız. Televizyondaki haberleri seyretmiyorsunuz diye her şey tersine dönmeyecek. Kavga dövüşlü dizileri takip etmezseniz toplum sizi aforoz etmeyecek.

Detaylı bilgi ve öneriler için blogumu takip edebilirsiniz.