II. Derin Akıntı Sempozyumunda konuşmacı olacağım :)

Bir gün blogumuzun Facebook sayfasına gelen bir mesaj beni çok memnun etti. Mesajda benim “Tedavi sonrası tüplü dalış serüveni” yazımı okumuşlar ve beni konuşmacı olarak Derin Akıntı Sempozyumuna davet ediyorlardı. 

Marmara Üniversitesi Sualtı Sporları Klubünün davetlisi olarak 10 Mart 2018’de M.Ü İbrahim Üzümcü Konferans Salonunda olacağım. Beklerim efendim 🙂

Lenfödem… Uzun uçuş ve tatilin belası!


Bir lenfödem macerası:

3 haftalık bir Uzakdoğu tatili planlamaya başladığımızda aklıma ilk gelen korku lenfödemle nasıl başedeceğimdi. Zaten halihazırda üstkol bölgemde 2. Derece lenfödem vardı ve bunu ihmal ediyordum. Şimdi ise 9 saatlik uzun uçuş ve güneş, sırt çantası vs. gibi daha da zorlayıcı faktörler de eklenecekti. Tam bir kabus.
İlk önce bir lenfödem konusunda uzmanlaşmış bir fizik tedavi uzmanıyla görüşüp, neler yapabileceklerini öğrenmeye çalıştım. Mevcut durumum için 30 günlük masaj programına girmem gerektiğini ama sıra olduğu için beni hemen alamayacaklarını söylediler. Uzun uçuş yapacağımı ve bası giysisine ihtiyacım olduğunu söyledim. Ama önce kolunun ödemini indirip, sonra bası giysisi alabilirsin dediler. Bir egzersiz ve masaj kombinasyonu gösterip bana 15 gün sonra kontrole gelmem gerektiğini söyleyip gönderdiler. Ama maalesef benim 15 gün bekleme gibi bir lüksüm yoktu ve seyahat planlarımızdaki bir değişiklikle de program planlanandan 1 hafta öne çekilmişti. Velasılkelam kendi başımın çaresine bakmam gerekiyordu.

Önce Youtube’a tüm lenfödem konulu videoları izledim. Masaj ve hareketlerimi düzenli yapmaya çalıştım. Ama her nasılsa iyiye gideceğime daha da kötüye gitti.

Seyahat için A ve B planı hazırladım. A planında ameliyatlarda giydirilen pıhtı atmasını engelleyen beyaz varis çorabını kullanacaktım. B planında ise elastik bandaj medikalcinin bana hediye ettiği pamuklu bandajlar vardı.

Uçak havalanmadan önce pişik kremini sürdük ve nedense fikir değiştirip B planı olarak hazırladığım elastik bandaj seçeneğine yöneldim. Buz torbamı hostesten rica edip, dolaba koymalarını sağladım. Maalesef aceleden ve tecrübesizlikten elastik bandajı olması gerektiği kadar özenli saramadığımız için birkaç saat sonra aralarda boşluk kaldığını ve buralarda ödem birikmesi nedeniyle bölgesel şişikler başladığını gördüm. Korkunç bir görüntüydü. Paniğe kapıldım. Hemen kalkıp hosteslerden buz torbamı ve ek olarak onların buzlarından da takviye istedim. Durumu kurtarabilmek için bası giysisine döndüm ve kolumu kalp seviyesinden yukarı kaldırıp ellerimi yavaş bir tempoda açıp kapama hareketleri yaptım. Sürekli lenf drenaj masajları uyguladım. Dolayısıyla 9 saatlik uçuşta neredeyse hiç uyumadım. Sonuçta kurtarabildiğimiz kadar, durumu kurtardım. Ama kolumun tamamı ve elimin üstünde ödem gözle görülür şekilde birikti. Hayatımın en güzel tatilini mahvetmek üzere orda kocaman bir şekilde duruyordu sağ kolum. Bandajı çıkardığımda ablamın bakışlarından ne kadar beter bir durumda göründüğümü idrak ettim. Ağlamamak için kendimi zor tuttum. Hayattan nefret ettim. Yola çıktığıma pişman oldum. Ama artık yapılacak tek şey bu durumdan kendi imkanlarımla kurtulmak olacaktı. Otele kadar kocaman kolum ve sırtımda 20 kilo çantayla, Bangkok’a varmanın mutluluğundan ziyade, bu korkunç durumdan kurtulabilecek miyim düşüncesi hakimdi.

Otele gelince hemen uzanıp, egzersiz ve masaj kombinasyonuna başladım. Buz ve soğuk su tutmak da işe yarıyor gibiydi. Bir miktar başarı sağlamıştım. Kolumu kalp seviyesinden yukarıda tutacak şekilde yastıkları üst üste koyarak bir düzenek hazırladım. Gece bu şekilde iyi bir uyku iyi geldi. Ama henüz tam olarak inmişti diyemiyorum. Bu aşamada size saçma gelebilir ama kolumla konuştum. Evet evet ona resmen yalvardım. “Şimdi olmaz. Lütfen beni yarı yolda bırakma. Seni çok zorladım biliyorum ama lütfen bana yardımcı ol! Lütfen şimdi değil!”. Onu sevdim. Okşadım. En güzel kremleri sürdüm. Güneşten korudum. Yeri geldi barlar ve restoranlar arasında gezerken, insanların ilgili bakışlarına aldırmadan kafamın üstünde taşıdım. Yürüyüşün ve yüzmenin çok iyi geldiğini fark ettim. Masajdan çok daha etkili bir yöntem oldu benim için. Kasların çalışması lenf akışını hızlandırıyor ve kolda biriken ödemi vücuda dağıtmanız kolaylaşıyor gerçekten. Bu tavsiyemi mutlaka dikkate alın lütfen. Şişmemesi veya şişmeye başladığını hissettiğinizde spor yapın. Spordan kastım GYM’de ağırlık çalışma değil tabii.

Konuyu daha fazla uzatmamak için madde madde gidelim:

1- Uçuş ve gezi için varis çorabı veya kişiye özel hazırlanmış bası giysisi mutlaka bulunmalı.
2- Uçuş için elastik bandajlar ve altına pamuklu ara bandaj yanınızda hazır bulunmalı.
3- Bandajlamanın cildinize zarar vermemesi için, bebekler için kullanılan pişik kremi vb. kremleriniz olmalı.
4- Soğuk kompres için mavi jelli buz torbası devamlı yanınızda olmalı.
5- Egzersiz için stres topu veya benzeri bir başka egzersiz aracı işe yarıyor.
6- Uçuşta, kesinlikle cam kenarına oturmayın. Yanınızdaki yolcu uyuduğunda yerinizde çakılı kalıyorsunuz. Uzun uçuşlarda herkes için her 2 saatte bir kalkıp yürümek gerekli iken, bizim için maalesef zorunlu bir durum. Kalkıp gezinmek, hatta bazı egzersiz hareketleri yapmak zorundayız ki lenf akımı sağlanabilsin.
7-  Uçuşta, kesinlikle alkol içmeyin.
8- Uçuşta, kolunuzu aşağıda kalacak şekilde uzun uykuya dalmayın. Veya uyku ilacı almayın. Uyandığınızda size ait olamayan bir parça gibi duran kocaman bir kolla karşılaşabilirsiniz.
9-  Kolunuzu ve ellerinizi sık sık yağsız nemlendirici ile nemlendirin.
10-  Uçuş boyunca sıkı sütyen giymeyin. Hatta mümkünse seyahat boyunca çıkarın.
11-  Uçuşta sıkı giysiler giymeyin. Kısa kollu bir t-shirt mutlaka içinizde olsun. Soyunmanız gerekebiliyor.
12-  Gezerken, güneşten korumak için mutlaka ve mutlaka uzun kollu bir t-shirt – sadece kolunu kesip kullanabilirsiniz. Malum vücudun diğer bölgelerinin brozlaşmasında hiç bir sakında yok ☺- bir şal veya buff kullanabilirsiniz. Gezerken hiç anlamadan ıstakoza dönebilir kolunuz. Denize girerken mutlaka ve mutlaka uzun kollu rushguard giyilmeli. Hem güneşten koruyor hem de denizin içinde kolunuza dokunabilecek canlılardan koruyor. Bir denizanası veya planktondan dolayı zarar görebilirsiniz.
13- Kaşıntı için deri pomadı, yaralanmalar için antibiyotikli krem ve nemlendiricili kremleriniz çantanızda olsun. Ne zaman başınıza ne geleceği belli olmuyor.
14- Sivrisinek ve diğer böcekler için sprey ve elektrik prizine takılan şu kovuculardan yanınızda bulundurun ve devamlı kullanın.
15- Yatarken uzun kollu birşeyler giyin, ben elimi de bir şal ile kapattım. Sahil kenarındaki bungalowlarda ne gezeceği belli olmuyor. İşimi şansa bırakamam.
16- Egzersiz ve lenf drenaj masajlarını devamlı yapın. İhmal etmeyin. Kolunuzda deriniz gerilmeye başladığında hemen önlem alın ve acele edin.

Sırt çantalı gezgin olmak bir meme CA tedavisi görmüş biri için oldukça zorlu oluyor. 15-20 kilo çantayı kaldır indir, sırtında uzun yürüyüşler yap. Gerçekten sıkıntı yaratıyor. Ama kesinlikle bunlardan korkmamak lazım.

Başınıza kötü bir durum geldiğinde, bu durumdan kurtulmak için denemeye devam edin. Sonuç bir şekilde alınıyor. Şuanda kolum çok iyi. Hatta eskisinden daha iyi görünüyor. Kenara çekilip, kendinize acımayın. Çözüm yine kendinizde. Kendi kendinizin doktoru olun. Kolunuza bebek gibi bakmanız gerekiyor demişlerdi. Gerçekten öyle… konuşun onunla, isteklerini dinleyin. Dinlendirin. Nemlendirin ve rahatlatın.

Dönüş için yine 9 saatlik bir uçuşumuz var önümüzde. Korkmuyor değilim. Ama en azından büyük kısmını ve sorunları alt edebilmiş olmanın sevincini de yaşıyorum. Dönüş yolunda bir problem yaşamamak için daha ciddi önlemler alacağım ve yine de lenfödem oluşursa artık ülkemde olacağımdan dolayı fizik tedavi aşamasına geçebileceğimi biliyorum. Bu deneyimlerim umarım size de faydalı olur. Korkmak yerine, önlem almak adına tüm bunları sizinle paylaşmak istedim.

Sağlıklı günler dilerim 🙂

Not: Kabin basıncının düşük olması nedeniyle, 1-2 saatten uzun uçuşlarda lenfödem riski oluşuyor. Bu konuyla ilgili yukarıdaki yazı, tamamen kendi deneyimlerim üzerine yazılmıştır. Profesyonel destek için lütfen uzman doktorlar ile görüşün.

Tedavi Sonrası Tüplü Dalış Serüveni

IMG_0055

Bu blogda da sürekli bahsettiğim bir konu var. Değişim ve gelişim. “Kanser bir hediyedir” dedikten sonra hayatı nasıl değişime ve dönüşüme uğrattığınız önem kazanır. İlk teşhis konduğunda bile ben, acaba hayatımı nasıl değiştirebilirim. Bana yeni bir şeyler lazım demeye başlamıştım. Çok şanslıyım ki, bu imkanı tüplü dalışı Kaş’da denemekle birlikte yakalayabildim.  Başlangıçta ufak bir tatil aktivitesi olarak düşündüğümüz dalış hemen kendini bir hayat tarzı olarak benimsetti. İlk deneme dalışımı hiç unutmuyorum. Son kemoterapimi alalı daha 6 ay ve radyoterapim biteli ise 4 ay olmuştu. Minnacık saçlarım kendini göstermiş ama henüz kıvrılmaya başlamamıştı 🙂  Kafamda birçok soru vardı. Acaba sorun yaşar mıyım? Portum basınçtan etkilenir mi? Akciğer problemleri yaşar mıyım? vs… vs… Sorularımı önce Kanserle Dans Derneği Sevgili Ebru Tontaş’a sordum. Oldukça detaylı bir yanıt gönderdi sağolsun. Bu yanıtı Onkoloğumla değerlendirdiğimizde, doktorum yanıtı oldukça detaylı ve eksiksiz buldu. Hatta bir kopyasını da kendisine istedi. Dileğen olursa aşağıda hem Ebru’dan gelen yanıtı hem de DAN’ın (Divers Alert Network) yayınladığı meme kanseri ve dalış konulu makaleyi aşağıda okuyabilirler. 11209343_923868637691549_2072434368407165139_n

Bu kadar detaylı bilgi sahibi olmama rağmen ilk denemeden önce bi hayli gerilmiştim. Kafamda sürekli şu cümle vardı. -Doktorların düzelttiğini bozacaksın!- Eğitmenlerimiz o kadar deneyimliydi ki hemen beni sakinleştirip sorunsuz bir dalış gerçekleştirebildim. Ve hayatım değişti… Korkup kaçabilirdim ama yapmadım. Ben bunu yapabilirim dedim. Evet çekincelerim oldu ama bırakmadım. Benim için onca tedaviden sonra normalleşmenin ilk adımıydı ve öyle de oldu. Dalışın aradığım değişim ve gelişimi bana sağlayacağını anladığımda, ondan ayrılamaz oldum. Önce Open Water, hemen akabinde de eğitimlere devam edip Advance Open Water Diver oldum. Kaş’da dalış noktalarının neredeyse hepsinde daldım. Hayatıma yeni bir yaşam tarzı ve yeni dostlar girdi. Dalgıçların Kabesi denen Kızıldeniz’de bile dalış yaptım. Dünya’nın en iyi dalış merkezlerinden biridir Kızıldeniz. Hayatımın en güzel yazını yaşama fırsatı yakaladım. İşte bu nedenle bir karar vermek ve hayatını değiştirmek mümkün. Ben yaptım… Siz de yapabilirsiniz…

Kaş Nautilus Dive Center’a özel teşekkürlerimle…

Sevgiler 🙂

20140119_1509440

kanserle_dans

Kanserle Dans

Dalış yapanlar için en önemli konu aldıkları kanser tedavilerinin ve ilaçların etkisidir. Genel olarak meme ca tedavi sonrası pek çok kişi dalmaya devam edebilir ancak bazı ilaç ve tedavilerin etkisi göz önüne alınmalı ve gerekirse akciğer kontrolleri muayenesi yapılarak kişinin dalmaya uygunluğu ölçülmelidir.

Örneğin,  kemoterapide alınan doksorubin (Adriamycin®), hiberbarik oksijen tedavisiyle birlikte kullanılırsa kardiyak toksite riski artar.  Bir başka ilaç, methotreksat, akciğer toksiteyi artırır, ve  siklofosfamid (Cytoxan®) skar doku ve akciğer fibrosis oluşumu riskini artırır.   Tedavi sonrasında ve dalmadan önce, tedavi gören kişinin akciğerleri kontrol edilmeli ve dalış sırasında akciğer ekspansiyon yaralanma riskini  (pulmoner barotrauma) artıran faktörler mevcut mu bakılmalıdır. Tedavi sırasında dalış yapılması önerilmez.

Her kişinin durumu ve kapasitesi kendine özel olduğundan buna göre değerlendirilmelidir. Akciğer dokusunda güç ve esneklik kaybı varsa bu akciğer yaralanma özellikle pnömotoraks riskini artırır.

Eğer testler akciğer kapasitenizin dalmak için uygun olduğunu gösteriyorsa dalışa başlamanızda sorun yoktur. Meme ameliyatı sonrası skar dokunun kol hareketlerinde kısıtlama yapmıyor olmasına dikkat ediniz gerekirse fizik tedavi uygulayınız.

Meme implantleri

Salin implantler nötrdür. Silikonlar negatif boyuancy sağlar. Göğüs kemer veya  buoyancy kompansatörleri ameliyat bölgesini sıkacağından kullanımı tavsiye edilmez. Genel olarak implantler risk değildir.

Lenfödem  konusunda dalış yapanlar birkaç gün dalış sonrası pozitif iyilesme olduğunu ifade ediyorlar. Ancak lenfödemin fiziksel kol kullanımı kısıtlama yapmıyor olmasına dikkat ediniz.

danLogo

Meme Kanserinden Sonra Dalış Yapmak.

 DAN Araştırma sonuçlarına Bir Bakış

Laurie Gowen

 “Hastalığımın teşhisinden sonraki ilk dalışımda, deniz hiç olmadığı kadar mavi, okyanus hiç olmadığı kadar çok şeylerle doluydu. Artık kanser değilim, ama kişinin bakış açısı, bazı şeyleri kabullendiğinde büyük ölçüde değişiyor.” breastcancer.org istatiklerine göre, kadınlarda her üç kanser teşhisinin biri meme kanseri ve bu sayı artmakta. – Amerika’da her iki dakikada bir kadına meme kanseri teşhisi konmaktadır. 2005 yılında, yaklaşık 212,000 yeni yayılımcı meme kanseri teşhisi ve bununla birlikte 58.000 yeni yayılımcı olmayan meme kanseri teşhisi vakaları olacağı ve 40,000 kadının bu hastalıktan öleceği tahmin edilmiştir. – 1960 yılında meme kanseri 20 kadından birinde görülürken bugün 8 kadında bir görülmektedir. Aler diver’ın önceki sayısında, dalış için formda olmak ve meme kanseri konularına göz atmıştık ve yaptığımız bir ankette, kanser teşhisi konmuş kadınlara, tedavi olup olmadıklarını ya da süregelen bir tedavileri olup olmadığını sormuştuk. Aldığımız cevaplarda, 42 kadın lipektomi (yağ dokularının kesilip çıkartılması), mastektomi (meme bezinin kesilip çıkartılması) ya da kemoterapi ve radyasyon gibi tedaviler gördüklerini belirtmişler. 36-66 yaş arası bu kadınlar, geniş kapsamlı ve aydınlatıcı cevaplar verdiler. Araştırmaya katılan kadınların söylediklerinden bazı anlamlı alıntılar yaptık. “Teşhisim ilk konduğunda, dalış şöyle dursun, yaşayıp yaşamayacağımı bile bilmiyordum.

Şimdi sloganım ‘Her anın tadını çıkart!’ Araştırma sonucunda aldığımız umut verici cevaplar, bir an önce sevdikleri ve gönülden bağlı oldukları spora dönmek isteyen kadınlar hakkında bize pratik ve destekleyici bilgiler verdi. Güvenli dalış bu kadınlar için en öncelikli olan şey ve bize meme kanserinden kurtulanların da normal bir hayatı olabileceğini ve kanserden sonra da güvenli bir şekilde hayattan zevk alınabileceğini gösterdiler. “Psikolojik olarak dalışı çok rahatlatıcı buluyorum. Biliyorum ki, daldığım sürece iyiyim.” Bazı anket cevaplarındaki bazı endişeler ele alındı. Bunlardan biri lymphedem lenfödem* ve dalış. Aslında, dalgıçların %12 sinde, dalışın lenfödemin azalmasına yardımcı olduğu rapor edildi. Fakat, devamlı ağır dalış ekipmanı kaldırmak lenfödemi daha kötü yapabilir. Ekstra özen gerekiyorsa basınç bandajları kullanmak yardımcı olabilir. Mastektomi (göğüsün cerrahi müdahale ile alınması) ve meme implantından sonra yüzerlilik de rapor edilen konulardan biridir. Bir dalgıcın önerisine göre, ameliyattan sonra yüzerlilik farkı varsa, kullanılan ekipmanın doğru kuşanılmasını sağlayarak fayda elde edilebilir. Bir çalışmada, DAN Amerika Araştırma Başkan Yardımcısı Dr. Richard Vann, meme implantlarında inet gaz alımını laboratuar ortamında simüle ederek derinlik/zaman profillerinin implantlar üzerindeki etkisini araştırmıştır. Büyüklük ya da gaz emilimindeki değişimin, meme implantlarının dalışa engel bir durum teşkil etmediği gözlemlenmiştir. Ankete katılan kemoterapi tedavisi gören kadınlar, kullanılan ilaçlar nedeni ile zihinsel bulanıklık ouşabileceğinden bahsetmişlerdir. Bir tanesi, ameliyat sonrası güvenlik konusunda şunları söylemiştir: “Kemobrain konusunda dikkatli olun (kemotrapiden sonra hastaların dikkat eksikliği, kafa karışıklığı, hafıza kaybı ya da sağlıklı düşünememe sorunu). Karar verme, hafıza, direktifleri takip edebilme konusunda problem yaşıyorsanız kesinlikle dalmayın.” Diğer katılımcıların bazıları da bize enfeksiyona neden olan kesik ve sıyrıkların oluşturabileceği riskler konusunu hatırlattı. Fiziksel olarak fit olmak, doğru beslenmek ve kendi vücudunuzu dinlemek dalışla ilgili pratik ipuçlarıdır. “DAN’a sorun. Cevaplar hem yardımcı hem de güven verici oldu.” Doktorlarının dalışa dönme konusundaki tavsiyelerini sorduğumuzda ise, bir doktorun bile dalışı bırakmaları gerektiğini söylemediğini duymak bizi çok sevindirdi. Genellikle doktorların tavsiyesi, ameliyat yaraları iyileştikten sonra dalıcı, kendini yeteri kadar güçlü hissediyorsa dalışa dönebilir. Bazı kadınlar doktorlarının dalışa dönemeden önce kemoterapi ve radyasyon tedavilerinin bitmesini tavsiye ettiklerini belirtirken bazı kadınlar ise doktorlarına sormadıklarını bildirmiştir. Dalgıçlardan biri, meme ameliyatından 10 gün sonra dalışa gittiğini rapor ederken, bir başka dalgıcın doktoru ameliyattan bir hafta sonra dalabileceğini söylemiştir. Anketimizdeki dalgıçlar tekrar dalışa dönmeden önce 0 ila 48 ay arasında beklemişlerdir. Kanserden dolayı fiziksel bir kısıtlamaları olup olmadığını sorduğumuzda ise, %20’si eskiye göre daha çabuk yorulduğunu, %16’sı kol hareketlerinin kısıtlı olduğunu ve %2’si de ağrı şikayetleri olduğunu belirtmişlerdir. %80’i dalışa dönmeden önce fiziksel zindeliklerini arttırmak için egzersiz programlarına katılmışlardır. Çünkü ameliyattan sonraki yara izi hareket kısıtlığına neden olabilir ve tekrar dalışa dönmek için forma girme konusunda fizik tedavi yardımcı olabilir. “Ameliyattan sonra doktorlarım fizik tedaviye ihtiyacım olmadığını söylediler. DAN’ın tavsiyesi ile gittim. Hareket kabiliyetimi arttırmak ve etkilenen kolumun güç kazanması için fizik tedaviye gitme kararım ameliyattan sonra aldığım en iyi karardı ve kesinlikle dalış geleceğimi olumlu yönde etkiledi. Teşekkürler DAN!” Dalışa dönmeden önce ameliyat yaraları iyileşmelidir; bu enfeksiyon riskini azaltacaktır. Ek olarak, bazı kemoterapi ilaçları ektra risk taşıyabilir ve dalışa dönmeden önce tekrar değerlendirilmelidir. Bu risklere, akciğer yara izi ve kalp hasarı gibi yaygın olmayan bazı yan etkiler dahildir. Kanser bazen akciğerlere yayılabilir ve gaz embolisine meydan verebilir. Bu nedenle, dalış güvenliği açısından, bir doktor tarafından düzenli kontrolden geçilmesi tavsiye edilir. Kanserin geleceğinizi belirlemesine izin vermemek önemlidir ama güvenli dalış önceliklidir. Bu kadınlar hayatları ve sevdikleri aktiviteri hakkında kararlar alırken hissettiklerini naklederken dalış ile ilgili harika ve cesaret verici şeyler söylediler. Aşağıdaki cevap ailesi ve arkadaşlarıyla dalıştan zevk alan birinin, dalışa devam etmenin faydasını gören bir kişiden: “Tedavim sırasında, olduğumdan daha iyi olmam için bana cesaret veren kocamla, bu sporun tadını çıkarttım.” Kadınlar, meme kanserinin hayatlarını kontrol etmesine izin vermeyeceklerini söylediler; ve anahtar kelime “yaşamak”. Dalış size fiziksel güç, duygusal iyileşme ve zihinsel huzur verebilir. “Daldığım zaman, aklımın huzurlu olmasını ve duygularımın açık olmasını seviyorum. Telefon yok, konuşan yok. Her şey çok doğal. Tanrının işi, bozulmamış.” Bir dalgıcın dediği gibi özetle: “Ruhum için dalış şart.” Araştırmamıza yardımcı olan bütün kadınlara teşekkür ediyoruz. Umarız bu yorumlar, tavsiyeler ve düşünceler aynı süreci yaşan bir çok kadına ilham verir. *özellikle deri altı dokularında şişme. Çoğu lenfödem vakası, meme kanserinden kurtulan kişilerin kollarında, lenf damarlarının ya da lenf bezlerinin tıkanması ya da alınması durumunda görülür.

http://www.alertdiver.eu/c/document_library/get_file?uuid=4ae73ed4-85b2-46f0-a53c-a028a760de95&groupId=27255

The Bucket List – Film Önerisi

bucketlist

 

Bugün yine televizyonda rastladım bu filme. Bir süredir burada sizlere önereyim mi önermeyeyim mi düşüncesindeydim. Bu filmde alınacak çok dersler var ama rahatsız olabilirsiniz de… Neden mi? Çünkü film kanser teşhisi konmuş iki yaşlı adam ile ilgili.

  

Edward ( Jack Nicholson) çok iyi bir iş adamıdır. Birçok şirketleri ve bol parası vardır. Ancak teşhis konduğunda yanında yatmakta olan bir diğer kanser hastası Carter ( Morgan Freeman) ona dost olmuş, omuz vermiştir. Bu andan itibaren bir yol arkadaşlığı başlamış oluyor. Filmde ölüm ve yaşam ile ilgili herkesin aklında tutması gereken replikler bulacaksınız. Benim en sevdiğim ise Carter, Edward’a sorar: Mutluluğu yakaladın mı? ve Senin yaşamın başkalarına mutluluk verdi mi? . İnsan düşünmeden edemiyor. Ben de mutluluğu yakaladım mı? ve başkalarına mutluluk verebildim mi? Herkesin düşünmesi gereken iki sorudur bunlar. Vaktin azalmadan, geriye bakıp pişmanlıklar içinde olmaktansa en kısa zamanda kendi mutluluğunu ve sevdiklerine vereceğin mutluluğu kovalamak gerekiyor. Yapmak isteyipte, elalem ne der kaygısıyla yapamadıklarınızı bir liste haline getirin. Vaktim yok, param yok, aman ayıp olur derdine düşmeden, kendinize dürüst olarak bir Bucket List (tahtalı listesi) yapın. Ölmeden önce yapmak istedikleriniz, gezmek istediğiniz yerler, öğrenmek istekleriniz, görmek ve göstermek istediklerinizi bu listeye yazın. Gerçekleştirdiğiniz her hayalin üzerini çizerken hayatın keyfine vardığınızı göreceksiniz.

Bunlar benim ölmeden önce görmek istediğim yerler. Birkaçını gerçekleştirdim bile 🙂

Sevgiler 🙂

10 Amazonla Buluşma – 03.10.2015

IMG_9501

Bir süredir yazmıyorum ve takipçilerimden özür dilerim. Nedeni ise çok güzel bir yaz tatili geçirmekle meşgul olmamdı. 🙂 Detayları elimden geldiğince önümüzdeki günlerde yazacağım.

Bugün bilgisayarımın karşısına geçip, bu iletiyi yazmamın bir sebebi ise Pembe Dostlar’ımla buluşmamdır. 10 Amazon ‘Yüksek Doz Yaşam’ kitabının yazarları 1 eksikle Kozyatağı Kültür Merkezinde söyleşi ve imza günü yaptılar. Söyleşiden önce hepsiyle kucaklaştım. Daha önce yüz yüze tanışma fırsatım olmayan Rukiye ve Rabia ile de bugün görüşmüş oldum. Aslına bakarsan biz birbirimizi görmeden de dost olunabileceğinin kanıtı olduk. Hep bizim yaşlarımızda gerçek dost edinemeyiz artık diye düşünürdüm ama bu doğru değilmiş. Kardeşim ve dostum olarak görüyorum hepsini. Sebebi aynı yollardan geçmiş, aynı acıları çekmiş insanlar olarak birbirimizi çok daha iyi tanıyor olmamızdı. Nasrettin Hoca ‘bana eşekten düşeni getirin’ derken tam da bunu anlatıyor. Biz birbirimizi çok daha iyi anlıyoruz. Kınamadan ve yargılamadan dinliyoruz. Aslında insanın en kolay yapabileceği şey dinlemek… Ama bunu bile yapamaz duruma gelmiş insanlar. Hepsinin hikayelerinde bir iletişim problemi var. Ya doktor dinlememiş, ya da akrabalar… Kalpler kırılmış…

10 Amazonlar tek tek kendi hikayelerini anlattılar bugün kendi ağızlarından. Aslında baktığında ne kadar neşeli ve güçlü olduğunu düşündüğün bu kadınlar, hikayelerini anlatırken sesleri titredi, boğazları düğümlendi, gözleri dolu dolu oldu ve hatta ağladı. Demekki bazı şeyler kolay kolay atlatılamıyor ve bahsi açıldığında o günlere gidip, hüznü tekrar yaşıyorlar. Ben de oturduğum yerde, onların hikayeleriyle kendi hikayemi düşünerek usulca ağladım. Hala bu kadar zorluk yaşadıktan sonra bile, kendimde hüngür hüngür ağlama hakkını bulamıyorum. Nedendir bilinmez kimse ağladığımı görmesin istiyorum. Aslına bakarsan en çok benim hakkım ağlamak…

Gülücükler ve nemli gözlerin karıştığı söyleşide bir soru üzerine kızlar en çok onları neyin kırdığını anlattılar ve ortak nokta hep arayıp sormayan dostlar oldu. ‘Seni öyle görmek istemedim’ veya ‘uyuyorsundur, rahatsız etmek istemedim’ gibi aslında pek de bizi tatmin etmeyen bahanelerin arkasına saklanarak, bizi yalnız bırakan eski dostlardan bahsettiler. Hasta yakınları nasıl davransın? Ne desin? Ne yapsın? soruları hep soruluyor da ben buradan cevabını vereyim. İnsan gibi davranın. Karşınızdaki bir insan ve bir kadın. Buna göre onu anlamaya çalışarak konuşmak ve davranmak lazım. Mesela size kendimden örnek vereyim. Kemoterapiden artık iyice gücüm düşmüş ama hala ayakta kalmaya çalıştığım günlerden birinde, iş yerine çok zorlanarak gitmiş ve son enerjimle içeride bir koltuğu kendimi bırakıvermiştim. O an orada ölüyorum sandım. Ama beni gören iş arkadaşım bana iyi misin? sana su getireyim mi? ne yapabilirim? vs. sorular sormadı ve beni o halde görmezden geldi. Bilgisayarına dikti gözlerini ve sanki atomu parçalıyormuş gibi ciddiyetle çalışıyor gibi yaptı. Sizce bu davranış karşısında dostluktan, insanlıktan bahsetmemiz mümkün mü? Onun için parmağımı kıpırdatır mıyım sonrasında? Tabiiki HAYIR. Neyse, bu konuda kitap yazarım 🙂 uzatmak istemiyorum. Hem de konudan sapmayayayım. Siz insan olun yeter. Konuşmak ve dinlemekle kimsenin incileri dökülmüyor. Bir gün size de bir dost gerekebilir.

Bu keyifli buluşma için Eton Yayıcılık’a teşekkürü bir borç bilirim.

Bir de gazetecilik yapayım. 10 Amazon yakında ingilizceye çevrilecek.

Meme Kanseri Farkındalık Ayı Kutlu Olsun.

Sevgiler 🙂

Sonradan gelen edit: Bir de Allah aşkına bize şu yakınlarınızın, komşularınızın hastalıklarını anlatmayın. Gerçekten bizi hiç ilgilendirmiyor ve kendinizden soğutuyorsunuz.

IMG_9508

FullSizeRender
IMG_9493

IMG_9494

IMG_9504

IMG_9511
IMG_9505  

IMG_9495  

Kanser bir hediyedir!

hediye

Bunu kanser hastalarından defalarca duymuşsunuzdur. “Kanser bana gelen bir hediye” veya “Kanseri bir hediye olarak kabul ettim”.  Hadi canım! Öyle saçma şey mi olurmuş dediğinizi duyar gibiyim. “Ben en sevdiklerimi kanserden kaybettim. Nasıl hediyeymiş o? Saçmalık!” diyebilirsiniz. Haklısınız. Ben de babamı kaybettim ve çok sevdiğim bir yakınımı… Ama neden bizler kanseri “hediye” olarak adlandırıyoruz bunu açıklamak istiyorum. Neden hediyedir?

Çünkü başına bu kadar büyük bir şey gelmese, hayatının ne kadar da berbat gittiğini anlayamayacaksın. Çünkü, her şey yolundaymış gibi göstermeye çalışsan da bazı şeyler yolunda değildir ve kendinle savaş halindesindir. Kanser sana bir tokat gibi bunu öğretir. Kötüye gidiyorsun ve değişmek zorundasın. Kanser sana sevmeyi ve sevilmeyi tekrar öğretir. Sana teşhis konduğunda bütün aile kenetlenir. Elinden gelenin en iyisini senin iyileşmen için yapar. Pamuklar içinde yaşamanın farkına varırsın. Aslında güçlü olmak zorunda olmadığını, senin de ağlayabilen bir varlık olduğunu, güçlükler karşısında senin de yardım alman gerektiğini ve en önemlisi de sınırlarının üzerinde yaşamamayı öğrenirsin. Ailenle tekrar gerçek diyalog nasıl kurulur hatırlarsın. Dileklerini ve kaygılarını artık ima etmek yerine, kelimelere dökmeyi öğrenirsin. Yıllardır görüşmediğin arkadaşlarınla tekrar buluşursun. Sana en güzel çiçekleri getirirler, arada sıra hatrını soran telefonlar alırsın. Senin için gerçek duygular besleyen arkadaşlarını seçersin. Geri kalanların artık senin için bir kıymeti kalmamıştır. Onlardan nefret etmemeyi öğrenirsin. Nefret, kızgınlık, hırslar ve kıskançlık senin için artık çok uzaklardan izlediğin duygular oluverir. Elindekilerin değerini anlarsın. Gözünü yükseklerden, sahip olmadığın şeylerden çevirip, kendine iç dünyana ve sevdiklerine bakarsın. Onlar aslında hep oradaydılar ve sen bunun farkına varmak için koca bir tokat yemek zorunda kaldın. Acı ama öğretici bir hediye oldu…

Ne kadar güçlü bir insan olduğunu anlarsın. Hem bedenin hem de ruhunla gurur duymayı ve kendi bariyerlerini yardım almadan aşmayı öğrenirsin. “Artık beni hiçbir şey  üzemez” veya “Amaan boşver bir daha mı geleceğiz dünyaya” diyebilirsin artık. Çok da takılmıyorsun “etraf ne der” saçmalıklarına. Ölüyorum dediğin gecelerin bittiğini ve aslında bedeninin seni iyileştirmeye ne kadar da yardımcı olduğunu görürsün. Biraz daha dikkat edersem, bedenime yardımcı olursam bu illetten kurtulacağını bilir ve hayat tarzını değiştirirsin. Artık daha sağlıklı besleniyor, markette ne bulursan sepetine atmıyorsundur artık. Paketini çevirip “bu benim için sağlıklı mı acaba?” diyerek içeriğine bakarsın. Her şeyin tazesini yemek gerektiğine inanırsın ve buna dikkat edersin. Daha çok egzersiz yapıyor hatta kendine yeni bir hobi daha ekleyip, yeni arkadaşlarınla birlikte spor yapıyorsundur. Daha sağlıklı bir yaşam tarzın olmuştur. Tebrikler!

Daha sakin, kendine güvenen ve mutlu olmak için çaba gösteren biri haline dönüşürsün. Çok şükür dersin. Bugün yine çok güzel bir güne uyandım. Durmak ve düşünmek için çok fırsatım oldu. Yatağında öylece yatıyor olmak ve başka bir şey yapamayacağını bilmek seni sakinleştiriyor ve içe dönüp nasıl bir hayat istediğine karar verebiliyorsun. Hediye kısmı bundan sonra başlıyor. Senin değişiminle başlıyor. Değişmediysen sorun var demektir. Başa dönüp tekrar etmen gerekir. Tekrar ve tekrar… Ölüm kavramıyla yüzleşiyorsun ve yüzleşmelisin de. Bizim kültürümüzde ölüm ağıza bile alınmaması gereken bir felaket. Ama aslında kimse bu dünyaya kazık çakamadı değil mi? Ölümlü bir varlık olduğunu hatırlamalı ve ona göre yaşamalısın. Yarın ölecekmiş gibi… Ertelemeden… Genç yaşta bu deneyimi yaşamak, bu kadar yakınına gelmek paha biçilemez bir hediye. Beklentilerin, kararların, hayatın, sevdiklerin, sahip oldukların ve en önemlisi kendin için hayata daha da sıkı sarılman için bir hediye. Laf olsun diye değil, sahiden. Artık sevdiğimi daha çok seviyor, sevmediğime uzak duruyorum. Hayır demeyi öğrendim ve çok şey kazandığımın farkındayım. Dersimi aldım ve bir sonraki aşamaya geçtiğimi hissediyorum. Evet kanser gerçek bir hediye ama alabildiysen…

Sevgiler 🙂

Kitap Tavsiyesi – 10 Amazon “Yüksek Doz Yaşam”

onamazon

O günlerime geri döndüm okudukça. Ne de zor geçmişti günler. Hiç umudumu yitirmedim, hiç çökmedim ama korktum. Korktuğum zamanlarda danışabileceğim en yakın kaynak internetti ve Pembe Dostlarımı da orada buldum. Benim gibi meme kanseri tedavisi gören onlarca kadın. Instagram paylaşımlarımızdan bulduk birbirimizi. Aslında 30’a yakındık sayı olarak. Bizler kanser olduğumuzu saklamadan, açık yüreklilikle paylaşımlarda bulunanlardandık. Çoğu insan saklamayı tercih ediyor. Bundan dolayı sayımız azmış gibi görülebilir. Ancak neredeyse her ailede bir kanser öyküsü var.

kanserledans

Birbirimizin kemoterapi günlerini bilen, Pet-CT’in çekilecekti ne oldu? diye soran. “Yorgunsundur diye rahatsız etmedim” diyecek kadar birbirini anlayan dostluklar kuruldu. Her birimiz ayrı illerde de olsak, başımız sıkışınca ilk olarak birbirimize sorduk sorularımızı. Destek olduk…

Ve bu dostluğun bir meyvesi olarak 10 arkadaşımız bir araya gelip kendi hikayelerini kaleme aldılar. Aslında benzer ama birbirinden çok farklı görünen hikayeler bunlar. “Ele gelen kitle”, “Aslında risk grubunda değildim”, “Kendimi ihmal etmişim” gibi ortak noktalar bunlar. Her birinin hikayesi yüreklere dokunan cinsten. Kah satırları okurken gülümseten, kah göz yaşlarının süzüldüğü gerçek hikayeler… Bana gelmez dediğin geliyor aslında. Kader mi desek, çağımızın hastalığımı bilemiyorum ama geliyor işte… Gelene git demenin yolu da korkutan ameliyatlar, kemoterapi, radyoterapi ve diğer ilaç tedavileri. 10 Amazon’da bir diğer ortak payda da kadınların vazgeçemediği, gül gibi baktıkları saçlarının döküleceğini öğrendiklerindeki yıkım. Kemoterapi kelimesi zikredildiğinde ilk düşünülen “saçlarım dökülecek” oluyor. Saçsız kadın çirkin olurmuş gibi geliyor insana ama kadın her haliyle güzel. Bizler saçsız kaşsız ve kirpiksiz de güzel olunabileceğinin kanıtı gibi sosyal medyada boy boy fotoğraflarımızı yayınladık. Hoş ben biraz bu konuda sayılı paylaşım yapanlardanım ama hiç yok da diyemeyiz. Zorlu kanser tedavisi sürecinden alnının akıyla çıkmış ve çıkmak üzere olan herkese ithafen ben arkadaşlarımı “kahraman” ilan etmek istiyorum. Her biri kendi kahramanlık hikayelerini bizlerle paylaştılar ve arkadaşlarımın kitabına göz atmanızı tavsiye ederim. Belki sağlıklı yaşam için ilk adımı atmanıza vesile olurlar. Belki de kontrollerinizi yaptırmanız için farkındalık yaratırlar bilemiyorum ama gelirinin Kanserle Dans Derneğine gideceğini ve kanser hastalarına destek olarak kullanılacağını öğrendiğinizde “bizim de tuzumuz olsun” diyebilirsiniz.

Sevgiler 🙂

Kitap Tavsiyesi – Beyaz Atlı Prensi Öldür

BeyazAtliPrensiOldur_Kapak.indd

Ne oldu bana şimdi? Neden ben? Bak bana ne yaptın?

Bu soruları kendine sormayanımız yoktur sanırım. Altındaki nedenleri biraz açmak gerekirse;

Ne oldu bana şimdi? Bu sorunun alt metni, ne güzel yaşayıp gidiyordum. Hayatımdan çok da şikayet etmiyordum. Evet, mutlu değildim. Deliler gibi aşık değildim. Ya da aile yaşantımda kontrolü çocukların eline teslim etmiştim AMA yine de idare ediyordum. Ne oldu bana şimdi? Lastiği patlamış araba gibi, en olmadık yerde arıza çıkardım.

Neden ben? Bu kadar sağlıklı beslenme ve spor delisiyken neyi yanlış yaptım da bana bu illet bulaştı? Kimin kalbini kırdım da bana beddua etti? Neden O değil de ben?

Bak bana ne yaptın? Bunlar hep kocamın/karımın suçu. O kadar delirtti ki beni kanser oldum. Kaç kere söyledim yapma diye. O olmasaydı ben kariyer hedeflerimi gerçekleştirecektim. O olmasaydı bu kadar erken anne/baba olmayacaktım. Evde tıkılıp kalmayacaktım. O olmasaydı… Bak bana ne yaptın…

Ama hiç içe dönüp bütün bunların başkalarını değil de kendi irademizle yaptıklarımız olduğunu itiraf edebiliyor muyuz? Sanmıyorum… İnsan ne kadar bilinçli olursa olsun suçluyu kendi ilan etmek istemez. Sorunu dışarda arar ve mutlaka suçu üstüne atacak birini bulur. Bu kitapta dizginlerimizi (onun dizginleri değil dikkat) elimize alıp, kararlarımızı kendi irademizle vermemize ışık tutacak bilgiler ve egzersizler bulunuyor. Beyaz Atlı Prensi Öldür bir sanat terapisi tabanlı kişisel gelişim kitabı. İşin için erkek düşmanlığı da yok üstelik. Kendi yarattığın beyaz atlı prens sembolünü rafa kaldırma, duygularını doya doya yaşayarak gerçek aşka ve mutlu hayata sahip çıkma üzerine. Hep demez miyiz “adama çok değer vermişim, aslında o bunların hiçbirini hak eden biri değilmiş” ya da “ hep özverili olan ben oluyorum karşı taraftan hep darbe yiyorum” . İşte bu hatalar hep ilk gördüğümüz adamı beyaz atlı prens olarak etiketlememizden kaynaklanıyor.

Kendimizi masallardaki prenses gibi bekleyen ve beklediğine değen bir kadın gibi görmekten ve göstermekten öte, hayata atılan, kendi macerasını bulan ve kahramanın yanındaki güzel kız değil, kahramanın bizzat kendisi olmak çok daha iyi değil midir? Gemlerinden kurtulup yeni bir maceraya atılabilenler kahraman olur. Kurtarılmayı bekleyen mağdur kız biraz farklı düşünmeye başladığında artık onun için yeni bir macera başlıyor. Kurtarıcı sandığı beyaz atlı prensin onu uyutmaktan başka bir şey yapmadığını fark ettirecek türden kuralların farklı işlediği bir sistem oluşuyor. Belki de tek bir yasa tek bir sistem yoktur. Belki de yalnızlıktan değil de acı çekmekten korkuyoruzdur. Belki de kendimizi bu yüzden prenses rolüne hapsettik. Korunacağımızı ve beyaz atlı prensin tüm zorluklarla bizim yerimize mücadele edeceğini düşündük. Bunlar masalları yanlış anlamamızdan mıydı? Yoksa tek yasa anlayışından yeni mi kurtulmaya başladık?

Kitabın Atlayışlar ve Düşüşler bölümünde de belirttiği gibi, kahramanlar kendilerini atladıkları ya da düştükleri diplerde bulurlar. “Kendilikleri” ancak bir düşüş ve orada yüz yüze geldikleri kendi gerçeklikleri ile olur. Bizler de sert bir düşüş yaşamadık mı? Ablamın radyoterapi bekleme odasında bana sorduğu bir soru vardı. Dibin dibi değil mi burası? Evet, kemoterapi veya radyoterapi odaları gerçekten dibin dibidir. Orda kimsenin maskeleri yoktur. Hepimiz aynı yolda yolcuyuzdur. Yüzüklerin Efendisi üçlemesindeki yüzük kardeşliği gibidir. Birimiz düşersek diğeri de düşer. Radyoterapi odasındaki kadınların birbirini içtenlikle dinlediğini, yardım etmek için deli olduğunu, kendini dinleyen birini bulduğu için de minnettar olduğunu gördüm. Evet, biz kahraman olmaya oradan başladık. Bizim yüzük kardeşliğimiz orda başladı. Şimdi zaman, çift başlı ejderha karşısında zafer kazanmış savaşçı kadın olarak yeni hayatını yaşamakta. Başkalarını suçlamadan, topu taca atmadan, taşın altına elini sokarak…

Not: Kitabın yazarı ablam olur 🙂 Benim tedavim sırasında benimle ilgilenen, en beter zamanlarımda bana en zor soruları soran, kel kafamı öpmeye doyamayan kişidir. Hem benle ilgilenip hem de kitap yazan ve asla pes etmeyen gerçek bir kadın kahramandır. Şimdi ben iyileştim ve ablamın kitabı kitapçılarda yerini aldı. Hayat devam ediyor ve sen bunu kaçırmak istemezsin.

Processed with Moldiv

Türk Kanserle Savaş Vakfı Menekşe ve Yaşam Dergisi röportajım

11402979_382226715304956_8363756141068377790_n

– Sevgili Deniz Toker, başarılı bir sporcu olarak tanıyoruz sizi. Kendinizden bahsetmenizi rica edebilir miyim? Nerelerde okudunuz, spora ne zaman başladınız?

Teşekkür ederim. Aslında ben elimden geldiğince en iyisini yapmaya çalışan bir çocuktum ve yaptığım sporu da layıkıyla yapmakla başarıya ulaşacağımın farkındaydım. İzmir’de doğdum ama babamın işleri nedeniyle ilkokul 3. sınıfta Antalya’ya taşındık. Bu taşınma benim için olumlu anlamda bir dönüm noktası oldu. Nedeni ise spor ile çok daha iç içe dilediğin spora kolayca ulaşabileceğim bir ortam bulmuş olmamdır. Gençliğin verdiği sonsuz enerjiyle her sporu yapmak, denemek istersin. Hepsine enerjin ve sonsuz bir istek vardır. Yüzme, basketbol, voleybol, okçuluk, yelken, halk oyunları, bisiklet, kaykay, paten ve pek tabiiki en büyük tutkum eskrim. Çocukların ve gençlerin ilgilenmekten hoşlanacağı bir çok diğer sportif etkinliklerde bulundum. Antalya bu anlamda bana tüm olanaklarını sağladı diyebilirim. Ancak bana en uygun sporun eskrim olduğuna karar vermem uzun sürmedi. Tamamen kendi isteğimle, hiçbir yakınımın yönlendirmesi olmadan başladım eskrime. Kendimi en yakın bu spora buldum ve diğer bütün ilgi alanlarımı azaltıp eskrime yoğunlaştım. Hem arkadaş çevresi olarak en mutlu olduğum yerdi hem de başarı kazandıkça ilgim ve isteğim daha da artıyordu. Her gün çift idman yapmak, haftasonlarını deplasman maçlarında ve seyahatlerinde geçirmek, milli takım hedeflemek ve sıkı çalışmak bir genç için zorlayıcı değildir. Ama mutlaka insanın hedefi olmalı. Benimkide iyi bir sporcu olmak ve ülkem adına başarılı olmaktı. Benim yaşadığım ortamda  gençlerin mutlaka hobileri vardı. Olmayana garip bakardık. Basketbol oynayanlar, okul korosunda şarkı söyleyenler, satranç takımında olanlar, kızılay kolu başkanı bile aktifti düşünün. Beden eğitimi dersine girmeyen çok çok azdı ve nedeni gerçekten sağlık sorunlarıydı. Bir yerden bir yere bisikletle gidilir, kayalardan denize atlanır, sabahtan akşama denizde vakit geçirilirdi. Şimdi bakıyorumda spor bizim için yaşam biçimiydi zaten.

Ben üniversiteyi de spor alanında okuyarak, elimden geldiğince sporla iç içe yaşamak istedim. Üniversite ve yüksek lisansımı bu alanda seçtim. Antrenörlük ve hakemlik yaptım. Ama artık para kazanmak da lazım diyerek kariyerimi beyaz yakalı olarak özel sektörde sürdürmek durumunda kaldım. Bir şirkette İş Geliştirme Müdürü olarak çalışıyorum ve spor hala gözbebeğim.

11401155_382226738638287_7244367633319991110_n

– Spor yapmak hayatınıza neler kazandırdı?

Başta mutluluk kazandırdı. Spor yapmamış biri olsaydım belki sanatçı olurdum. Bilemiyoruz bunu tabiiki ama mutlaka bir uğraşım olurdu. Müzisyen bir aileden geliyorum. Spor bana dünyayı görmeyi, kendime güveni, kendi ayaklarım üzerinde durabilmemi, gerçek başarı duygusunun ne olduğunu, dilersem ve çalışırsam her şeyi yapabileceğim fikrini, rakibim de olsa karşımdakine saygı duymayı, insan bedeninin ne kadar harika bir sistem olduğunu anlamamı, seyirci değil doğrudan alkışlanan kişi olmayı, mücadele etmekten hiç bir zaman çekinmemem gerektiğini öğrendim. Sayılacak o kadar çok olumlu yanı varki… Çocukluğumu ve gençliğimi boş boş dolaşarak geçirmedim mesela. Boş zamanlarımızı antrenman ve maç yaparak, hiç olmazsa düz koşu veya basket sahasında potaya top atarak geçirirdik. Şimdi ise, benim için spor gençlik demek. Tekrar o günleri yaşayabileceğim bir zaman varsa, o da spor yaparken alnımdan akan teri sildiğim andır. Tekrar idmanlarına başlarsan her zaman iyi bir performans yakalayabileceğini bilirsin. İnsan vücudu harika bir sistem demiştim. Çalıştırdığınız zaman günbegün kendine gelir ve gençleşir. Makine gibidir. Bunu bilmek bana ayrıca umut verir. Umutsuzluğa kapılmamamı sağlar. Mücade etmem gereken durumlarda otomatikman kendimi işin içinde bulurum. Seyirci kalmam. Çabuk karar verebilirim mesela. Bence kararsızlık, yanlış karardan daha kötüdür.

– Başarılı bir sporcu olmanın olmazsa olmazları nelerdir sizce?

Tabiiki fizyolojik ve antrenman bilgisi açısından birçok kriter var ve biz bunları akademik çevrelerde konuşuyoruz ama bence iyi sporcu olmanın bizileri ilgilendiren kısmında bahsedeyim. Öncelikle saygı, saygı nedir? Antrenörüne saygı, takım arkadaşlarına saygı, yaptığın işe saygı… Soyunma odasında oldukları halde, antrenmana zamanında çıkmayan sporcularıma ceza vermiştim mesela. Neden derseniz bu hepimize saygıdır.  Başta kendine ve takım arkadaşlarına. Ayrıca rakibine saygı göstereceksin. Karşında mücadele veriyorsa, her kim olursa olsun saygıyı hak eder. Eskrimin bize öğrettiği bir saygı sistemi var. Örnek vermek gerekirse maçı kazanmış olsanız dahi maskeni çıkarıp, rakibine ve hakeme silahınla selam vermediğin takdirde maç bitmemiş sayılır ve son aldığın puan silinir. Maç bitiminde rakibinin elini sıkmak durumundasın. Kazandım ben deyip, sırtını dönüp gitmezsin. Kuraldır bu. Ulusal ve uluslararası müsabakalarda sevilen sayılan bir karakter sahibi olmalıdır bence. Yabancı rakipleri ile iyi iletişim kurabilen, onları düşman olarak görmeyen, sevgi, saygı gören ve gösteren kişi olmalıdır. Irkçılık konusu son zamanlarda göze çarpan bir konu mesela. İyi bir sporcu asla ve asla ırkçı söylemlerden medet ummamalı, dünya vatandaşı olmalıdır.  Sporun etik değerlerini günlük hayatta da uygulayabilmeli. Amaç sadece madalya kazanmak değil, gerçek bir sporcu ve insan olmak olmalı.

Sonra odaklanma var. Öyle eli işte gözü oynaşta olamaz başarı isteyen sporcunun. Tam bir adanmışlık gerekir. Yemeği, antrenman programı, yaşam tarzı… Severek isteyerek yapmalı bunları zorla olmaz. Doğu bloku sisteminde sporculuk kalmadı artık. Keyifle, severek farkına vararak yapmalı sporunu. Herkes Nadia Comăneci olamaz ama yaptığı sporu layıkıyla yapabilir ve yaşam tarzı haline getirebilir. Son dönemde doping haberlerini sıkça ve üzülerek okuyoruz. Göz yaşları içinde, gururla seyrettiğimiz başarılı sporcularımızın, daha sonra dopingli çıkması beni derinden yaralıyor. Başarılı sporcu asla ve asla bu durumlara kendini düşürmemeli. Böyle başarılı sporcu olunmaz.

11406967_382226761971618_4363599458439773807_n

–  Ve ne yazık ki her sekiz kadının başına gelme olasılığı olan meme kanseri size de uğradı. Nasıl fark ettiniz ya da bu durum nasıl ortaya çıktı?

Evet her sekiz kadından biri de ben oldum. O kadar fazlayız ve gittikçe de artıyoruz ki. Maalesef ben kontrollerimi yapmıyordum ve tamamen tesadüf olarak fark ettim. Ama hızlı hareket edip, teşhis ve tedavime geç kalmadan başlayabildim. Erken teşhis konusunda ve taramalar ile ilgili olarak o kadar çok bilgi olmasına rağmen, riskli yaş grubunda olmadığım için 40 yaş üzerine kadar kontrol etmemin gereksiz olduğunu düşündüm. Ama günümüz şartlarında yaş sınırlaması 20’lere düşmüş durumda. İnsan başına gelmeden bana olmaz diyor. Herkesin kanseri ve belirtileri farklı. Bende ağrı, sızı olmadı.Bir anda fark ettim ve tüm hayatım değişti. Keşke olmasaydı ama bunun dünyanın sonu olmadığını gördüm. Bu bir hastalık ve tedavisi var. Önemli olan kendini güçlü tutmak ve tedavi olacağına inanmak.

11393085_382226781971616_8902568755742609636_n

– Şahane bir blog sayfası yarattınız. Ameliyattan bugüne kadar geçen süreci olabildiğince kendinize ve sevdiklerinize eğlenceli kılmaya çalıştınız.Bu pozitif bakış açısı eminim sizi takip eden insanlara örnek olmuş ve yüzlerinde kocaman bir gülümseme yaratmıştır. Blog fikri nasıl doğdu ? Kaleminiz ve mizah duygunuz o kadar güçlü ki ben şahsen sıkı bir takipçiniz oldum.

Çok teşekkür ederim. Özellikle sizden bunu duymak beni çok mutlu etti. Elimden geldiğince faydalı bilgileri paylaşmaya çalışıyorum. Blog yazmak istiyordum ama şöyle ameliyat oldum aman böyle kemoterapi aldım diye anlatmak istemedim. Bunların örnekleri zaten çokça var. Tıbbi bilgi veren gayet ciddi bloglar da var. Ben böyle paylaşımlar yapmak istemedim. Uzun zaman kendi kara kaplı defterime notlar aldım. Duygularımı yazdım. Doktor randevularıma gitmeden sorularımı hazırladım. Cevapları not ettim. Hepsi defterimde kayıtlıydı. O kadar çok soru işareti oluşuyorki insanın kafasında inanamazsınız. Hep yeni şeyler öğrenmek gerekiyor. Devamlı internet üzerinden araştırma yapmak gerekiyor. Okumak ve öğrenmek çok önemli.  Sosyal medya hesabımdan da paylaşımlarda bulunuyordum ve oradan benim gibi tedavi gören bir çok meme kanseri kadınla tanıştım. Sosyal medya üzerinden birbirimize destek oluyorduk. Özellikle kemoterapinin saymakla bitmez! yan etkileri hakkında sorular sorabiliyor ve kendi deneyimlerimi paylaşabiliyordum. Yabancı kanser hastaları ile de iletişim halindeydim. Çevremden ve sosyal medya üzerinden aldığım olumlu tepkiler vardı. Hastaların genel görünümünden farklı bir profil çizdiğim söyleniyordu. Kendine bakan, pes etmeyen ve hatta ben söylemesem kanser tedavisi gördüğüm bile anlaşılmıyormuş gibi şeyler söyleniyordu. Ben hasta bir kadının yinede kendine bakması ve bakımlı olması gerektiği kanaatindeyim. Bence normal olan hareketlerimin diğer hastalara moral kaynağı olduğu söylendi. Ben de madem öyle paylaşayım diye düşündüm. Evle hastane arasında sıkışıp kalmış hayatlarımıza bir neşe getirmenin yolunun yine kendimizde olduğunu düşünerek bir life-style rehberi hazırlamaya karar verdim.

Kendi deneyimlerimden yola çıkarak hazırlıyorum konuları. Bir hastanın başına gelebilecek durumlar ve kendi çözümlerimi paylaşıyorum. Daha çok bebek blogum ve günden güne daha da dolu bir içerik olacak.

Moral önemli diyor herkes ama morali nereden buluruz bize ne moral verir kimse yardımcı olmuyor. Erken teşhis için yapılan pembe kurdeleli etkinlikler, biz hastalar için yapılmıyor. Güçlü durun deniyor ama nasıl güçlü durulur bununla ilgili destek olunmuyor. Hastalar korkuyor. Dünya başınıza yıkılmış gibi hissediyorsunuz başta ama aslında hayat devam ediyor. Geçmez dediğiniz zorluklar geçiyor, gidiyor. Ben bloğumda bu ana fikri vermeye çalışıyorum. Hayat devam ediyor ve biz hayata herkesten daha fazla sarılmalıyız. Biz uyarıyı aldık ve davranışlarımızı hayata bakış açımızı değiştirmeliyiz. Mizah da bunun en basit yöntemi. Saçım döküldüğünde ilk ben kendimle ilgili şakalar yaptım. Matrak fotoğraflar çektik. Teşhis konduğunda aileme “bugün ağladığınız kadar ağlayın yarın çok işimiz var” dedim. Bu ruhu bloguma yansıtmak istedim. Her şey insanlar için. Benim karşılaştığım ilk zorluk kanser değil. Son da olmayacak ama zorlukları nasıl karşıladığınız önemli. Kaçarak, saklanarak değil. Öne çıkıp mücadele ederek geçilir zorluklar. Her kadın bir kahraman. Ben de kendi kahramanlık hikayemi yazmaya çalışıyorum. Umarım ben de bu alanda diğer hastalara faydalı olabilirim.

11377340_382226815304946_2566564632780764553_n

10671293_382226835304944_603786222557490038_n

11392812_382226875304940_3943232542648271661_n

http://www.kanservakfi.com/yayinlar/menekseyasam5/index.html

Yaşasın Tattoo

Tekrar merhabalar,

Bir süredir yazı paylaşmıyordum. Nedeni ise artık biraz kafamı başka konulara yoğunlaştırmak ve bu durumdan kurtulduğuma inandırmak amacıyla yaptığım diğer aktivitelerdi.Bol bol spor yapıp zayıflamaya gayret ettim. Tam bir tatil havası yaşıyorum. Mutlu olmak için her koşul sağlanmışken, kederden uzaklaşmak lazım.

Konuya gelmem gerekirse, bir süredir mastektomiden mütevellit oluşan ameliyat izlerimi nasıl kapatırım diye düşünüyordum. Kalıcı dövme yaptıramam henüz ama her aynaya baktığımda da o çizgileri görmek istemiyorum. Size bugün bulduğum ve çok beğendiğim geçici dövmeyi anlatmak istiyorum. Geçici dövme yaptırmak istediğinizde karşınıza çıkan hep kına ile yapılan dövmeler geliyor. Ben bunları tercih etmedim. Birkaç yıkamadan sonra renkleri bi garip oluyor. Benim size önereceğim ise sprey şeklinde. Hazır kalıpları olduğu gibi, beğendiğiniz deseni de kalıp haline getirebiliyorlar. Ben aşağıda gördüğünüz kalıpları seçtim. Uygulaması ise çok kolay. Sprey boyayı iyice sallayıp vücudunuza yapıştırdığınız kalıba hafifçe 2 tur olmak üzere sıkıyoruz ve artık bir dövmeniz var 🙂

IMG_7883 IMG_7884 IMG_7885 IMG_7886

Nasıl siliniyor derseniz ise, alkollü bir pamukla siliniyor. Tabii dayanıklı olması için, banyoda ovalayıp çıkarmaya çalışmamanız gerekiyor. Artık size kalmış bundan sonrası 🙂

Fikir vermesi açısından bazı kalıcı dövme uygulamaları:

e107b1a786db8a5fd2f439e6492c16ab db5cabe70df277cec78e3da2116b5da6

d608a9925890f4265a6a36407a210b93Sevgiler 🙂