Türk Kanserle Savaş Vakfı Menekşe ve Yaşam Dergisi röportajım

11402979_382226715304956_8363756141068377790_n

– Sevgili Deniz Toker, başarılı bir sporcu olarak tanıyoruz sizi. Kendinizden bahsetmenizi rica edebilir miyim? Nerelerde okudunuz, spora ne zaman başladınız?

Teşekkür ederim. Aslında ben elimden geldiğince en iyisini yapmaya çalışan bir çocuktum ve yaptığım sporu da layıkıyla yapmakla başarıya ulaşacağımın farkındaydım. İzmir’de doğdum ama babamın işleri nedeniyle ilkokul 3. sınıfta Antalya’ya taşındık. Bu taşınma benim için olumlu anlamda bir dönüm noktası oldu. Nedeni ise spor ile çok daha iç içe dilediğin spora kolayca ulaşabileceğim bir ortam bulmuş olmamdır. Gençliğin verdiği sonsuz enerjiyle her sporu yapmak, denemek istersin. Hepsine enerjin ve sonsuz bir istek vardır. Yüzme, basketbol, voleybol, okçuluk, yelken, halk oyunları, bisiklet, kaykay, paten ve pek tabiiki en büyük tutkum eskrim. Çocukların ve gençlerin ilgilenmekten hoşlanacağı bir çok diğer sportif etkinliklerde bulundum. Antalya bu anlamda bana tüm olanaklarını sağladı diyebilirim. Ancak bana en uygun sporun eskrim olduğuna karar vermem uzun sürmedi. Tamamen kendi isteğimle, hiçbir yakınımın yönlendirmesi olmadan başladım eskrime. Kendimi en yakın bu spora buldum ve diğer bütün ilgi alanlarımı azaltıp eskrime yoğunlaştım. Hem arkadaş çevresi olarak en mutlu olduğum yerdi hem de başarı kazandıkça ilgim ve isteğim daha da artıyordu. Her gün çift idman yapmak, haftasonlarını deplasman maçlarında ve seyahatlerinde geçirmek, milli takım hedeflemek ve sıkı çalışmak bir genç için zorlayıcı değildir. Ama mutlaka insanın hedefi olmalı. Benimkide iyi bir sporcu olmak ve ülkem adına başarılı olmaktı. Benim yaşadığım ortamda  gençlerin mutlaka hobileri vardı. Olmayana garip bakardık. Basketbol oynayanlar, okul korosunda şarkı söyleyenler, satranç takımında olanlar, kızılay kolu başkanı bile aktifti düşünün. Beden eğitimi dersine girmeyen çok çok azdı ve nedeni gerçekten sağlık sorunlarıydı. Bir yerden bir yere bisikletle gidilir, kayalardan denize atlanır, sabahtan akşama denizde vakit geçirilirdi. Şimdi bakıyorumda spor bizim için yaşam biçimiydi zaten.

Ben üniversiteyi de spor alanında okuyarak, elimden geldiğince sporla iç içe yaşamak istedim. Üniversite ve yüksek lisansımı bu alanda seçtim. Antrenörlük ve hakemlik yaptım. Ama artık para kazanmak da lazım diyerek kariyerimi beyaz yakalı olarak özel sektörde sürdürmek durumunda kaldım. Bir şirkette İş Geliştirme Müdürü olarak çalışıyorum ve spor hala gözbebeğim.

11401155_382226738638287_7244367633319991110_n

– Spor yapmak hayatınıza neler kazandırdı?

Başta mutluluk kazandırdı. Spor yapmamış biri olsaydım belki sanatçı olurdum. Bilemiyoruz bunu tabiiki ama mutlaka bir uğraşım olurdu. Müzisyen bir aileden geliyorum. Spor bana dünyayı görmeyi, kendime güveni, kendi ayaklarım üzerinde durabilmemi, gerçek başarı duygusunun ne olduğunu, dilersem ve çalışırsam her şeyi yapabileceğim fikrini, rakibim de olsa karşımdakine saygı duymayı, insan bedeninin ne kadar harika bir sistem olduğunu anlamamı, seyirci değil doğrudan alkışlanan kişi olmayı, mücadele etmekten hiç bir zaman çekinmemem gerektiğini öğrendim. Sayılacak o kadar çok olumlu yanı varki… Çocukluğumu ve gençliğimi boş boş dolaşarak geçirmedim mesela. Boş zamanlarımızı antrenman ve maç yaparak, hiç olmazsa düz koşu veya basket sahasında potaya top atarak geçirirdik. Şimdi ise, benim için spor gençlik demek. Tekrar o günleri yaşayabileceğim bir zaman varsa, o da spor yaparken alnımdan akan teri sildiğim andır. Tekrar idmanlarına başlarsan her zaman iyi bir performans yakalayabileceğini bilirsin. İnsan vücudu harika bir sistem demiştim. Çalıştırdığınız zaman günbegün kendine gelir ve gençleşir. Makine gibidir. Bunu bilmek bana ayrıca umut verir. Umutsuzluğa kapılmamamı sağlar. Mücade etmem gereken durumlarda otomatikman kendimi işin içinde bulurum. Seyirci kalmam. Çabuk karar verebilirim mesela. Bence kararsızlık, yanlış karardan daha kötüdür.

– Başarılı bir sporcu olmanın olmazsa olmazları nelerdir sizce?

Tabiiki fizyolojik ve antrenman bilgisi açısından birçok kriter var ve biz bunları akademik çevrelerde konuşuyoruz ama bence iyi sporcu olmanın bizileri ilgilendiren kısmında bahsedeyim. Öncelikle saygı, saygı nedir? Antrenörüne saygı, takım arkadaşlarına saygı, yaptığın işe saygı… Soyunma odasında oldukları halde, antrenmana zamanında çıkmayan sporcularıma ceza vermiştim mesela. Neden derseniz bu hepimize saygıdır.  Başta kendine ve takım arkadaşlarına. Ayrıca rakibine saygı göstereceksin. Karşında mücadele veriyorsa, her kim olursa olsun saygıyı hak eder. Eskrimin bize öğrettiği bir saygı sistemi var. Örnek vermek gerekirse maçı kazanmış olsanız dahi maskeni çıkarıp, rakibine ve hakeme silahınla selam vermediğin takdirde maç bitmemiş sayılır ve son aldığın puan silinir. Maç bitiminde rakibinin elini sıkmak durumundasın. Kazandım ben deyip, sırtını dönüp gitmezsin. Kuraldır bu. Ulusal ve uluslararası müsabakalarda sevilen sayılan bir karakter sahibi olmalıdır bence. Yabancı rakipleri ile iyi iletişim kurabilen, onları düşman olarak görmeyen, sevgi, saygı gören ve gösteren kişi olmalıdır. Irkçılık konusu son zamanlarda göze çarpan bir konu mesela. İyi bir sporcu asla ve asla ırkçı söylemlerden medet ummamalı, dünya vatandaşı olmalıdır.  Sporun etik değerlerini günlük hayatta da uygulayabilmeli. Amaç sadece madalya kazanmak değil, gerçek bir sporcu ve insan olmak olmalı.

Sonra odaklanma var. Öyle eli işte gözü oynaşta olamaz başarı isteyen sporcunun. Tam bir adanmışlık gerekir. Yemeği, antrenman programı, yaşam tarzı… Severek isteyerek yapmalı bunları zorla olmaz. Doğu bloku sisteminde sporculuk kalmadı artık. Keyifle, severek farkına vararak yapmalı sporunu. Herkes Nadia Comăneci olamaz ama yaptığı sporu layıkıyla yapabilir ve yaşam tarzı haline getirebilir. Son dönemde doping haberlerini sıkça ve üzülerek okuyoruz. Göz yaşları içinde, gururla seyrettiğimiz başarılı sporcularımızın, daha sonra dopingli çıkması beni derinden yaralıyor. Başarılı sporcu asla ve asla bu durumlara kendini düşürmemeli. Böyle başarılı sporcu olunmaz.

11406967_382226761971618_4363599458439773807_n

–  Ve ne yazık ki her sekiz kadının başına gelme olasılığı olan meme kanseri size de uğradı. Nasıl fark ettiniz ya da bu durum nasıl ortaya çıktı?

Evet her sekiz kadından biri de ben oldum. O kadar fazlayız ve gittikçe de artıyoruz ki. Maalesef ben kontrollerimi yapmıyordum ve tamamen tesadüf olarak fark ettim. Ama hızlı hareket edip, teşhis ve tedavime geç kalmadan başlayabildim. Erken teşhis konusunda ve taramalar ile ilgili olarak o kadar çok bilgi olmasına rağmen, riskli yaş grubunda olmadığım için 40 yaş üzerine kadar kontrol etmemin gereksiz olduğunu düşündüm. Ama günümüz şartlarında yaş sınırlaması 20’lere düşmüş durumda. İnsan başına gelmeden bana olmaz diyor. Herkesin kanseri ve belirtileri farklı. Bende ağrı, sızı olmadı.Bir anda fark ettim ve tüm hayatım değişti. Keşke olmasaydı ama bunun dünyanın sonu olmadığını gördüm. Bu bir hastalık ve tedavisi var. Önemli olan kendini güçlü tutmak ve tedavi olacağına inanmak.

11393085_382226781971616_8902568755742609636_n

– Şahane bir blog sayfası yarattınız. Ameliyattan bugüne kadar geçen süreci olabildiğince kendinize ve sevdiklerinize eğlenceli kılmaya çalıştınız.Bu pozitif bakış açısı eminim sizi takip eden insanlara örnek olmuş ve yüzlerinde kocaman bir gülümseme yaratmıştır. Blog fikri nasıl doğdu ? Kaleminiz ve mizah duygunuz o kadar güçlü ki ben şahsen sıkı bir takipçiniz oldum.

Çok teşekkür ederim. Özellikle sizden bunu duymak beni çok mutlu etti. Elimden geldiğince faydalı bilgileri paylaşmaya çalışıyorum. Blog yazmak istiyordum ama şöyle ameliyat oldum aman böyle kemoterapi aldım diye anlatmak istemedim. Bunların örnekleri zaten çokça var. Tıbbi bilgi veren gayet ciddi bloglar da var. Ben böyle paylaşımlar yapmak istemedim. Uzun zaman kendi kara kaplı defterime notlar aldım. Duygularımı yazdım. Doktor randevularıma gitmeden sorularımı hazırladım. Cevapları not ettim. Hepsi defterimde kayıtlıydı. O kadar çok soru işareti oluşuyorki insanın kafasında inanamazsınız. Hep yeni şeyler öğrenmek gerekiyor. Devamlı internet üzerinden araştırma yapmak gerekiyor. Okumak ve öğrenmek çok önemli.  Sosyal medya hesabımdan da paylaşımlarda bulunuyordum ve oradan benim gibi tedavi gören bir çok meme kanseri kadınla tanıştım. Sosyal medya üzerinden birbirimize destek oluyorduk. Özellikle kemoterapinin saymakla bitmez! yan etkileri hakkında sorular sorabiliyor ve kendi deneyimlerimi paylaşabiliyordum. Yabancı kanser hastaları ile de iletişim halindeydim. Çevremden ve sosyal medya üzerinden aldığım olumlu tepkiler vardı. Hastaların genel görünümünden farklı bir profil çizdiğim söyleniyordu. Kendine bakan, pes etmeyen ve hatta ben söylemesem kanser tedavisi gördüğüm bile anlaşılmıyormuş gibi şeyler söyleniyordu. Ben hasta bir kadının yinede kendine bakması ve bakımlı olması gerektiği kanaatindeyim. Bence normal olan hareketlerimin diğer hastalara moral kaynağı olduğu söylendi. Ben de madem öyle paylaşayım diye düşündüm. Evle hastane arasında sıkışıp kalmış hayatlarımıza bir neşe getirmenin yolunun yine kendimizde olduğunu düşünerek bir life-style rehberi hazırlamaya karar verdim.

Kendi deneyimlerimden yola çıkarak hazırlıyorum konuları. Bir hastanın başına gelebilecek durumlar ve kendi çözümlerimi paylaşıyorum. Daha çok bebek blogum ve günden güne daha da dolu bir içerik olacak.

Moral önemli diyor herkes ama morali nereden buluruz bize ne moral verir kimse yardımcı olmuyor. Erken teşhis için yapılan pembe kurdeleli etkinlikler, biz hastalar için yapılmıyor. Güçlü durun deniyor ama nasıl güçlü durulur bununla ilgili destek olunmuyor. Hastalar korkuyor. Dünya başınıza yıkılmış gibi hissediyorsunuz başta ama aslında hayat devam ediyor. Geçmez dediğiniz zorluklar geçiyor, gidiyor. Ben bloğumda bu ana fikri vermeye çalışıyorum. Hayat devam ediyor ve biz hayata herkesten daha fazla sarılmalıyız. Biz uyarıyı aldık ve davranışlarımızı hayata bakış açımızı değiştirmeliyiz. Mizah da bunun en basit yöntemi. Saçım döküldüğünde ilk ben kendimle ilgili şakalar yaptım. Matrak fotoğraflar çektik. Teşhis konduğunda aileme “bugün ağladığınız kadar ağlayın yarın çok işimiz var” dedim. Bu ruhu bloguma yansıtmak istedim. Her şey insanlar için. Benim karşılaştığım ilk zorluk kanser değil. Son da olmayacak ama zorlukları nasıl karşıladığınız önemli. Kaçarak, saklanarak değil. Öne çıkıp mücadele ederek geçilir zorluklar. Her kadın bir kahraman. Ben de kendi kahramanlık hikayemi yazmaya çalışıyorum. Umarım ben de bu alanda diğer hastalara faydalı olabilirim.

11377340_382226815304946_2566564632780764553_n

10671293_382226835304944_603786222557490038_n

11392812_382226875304940_3943232542648271661_n

http://www.kanservakfi.com/yayinlar/menekseyasam5/index.html

Reklamlar

Türk Kanserle Savaş Vakfı Menekşe ve Yaşam Dergisi röportajım” üzerine 2 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s