KANSERE ÇÖZÜM VAR – KİTAP ÖNERİSİ 2. BÖLÜM

IMG_6640

Birinci bölümde Kansere Çözüm Var kitabından Prof. Dr. Erkan Topuz’un kanserin önlenmesi ve tedavisi konusunda verdiği bilgileri özet olarak aktarmıştım. Bu bölümde 7’den 70’ Taş Devri Diyeti ve Pediatik Onkoloji kitaplarının yazarı Prof. Dr. Ahmet Aydın’dan alıntıları aktarıyorum. Diğer hocaların bölümlerinden alıntı yapmayacağım. Kitabı almanızı tekrar tavsiye ederim.

  • Yiyeceklerimizde ya da diğer çevresel faktörlerde bulunan kanser ajanları DNA’larımıza bağlanarak, onları hasara uğratıyor. Hasar kritik bir düzeye ulaşınca da normal hücreler kanserli hücreler haline dönüşüyor. Sağlıklı bir insan vücudunda bulunan DNA onarım enziöleri ve diğer gen koruyucu mekanizmalar 24 saat içinde hasarın %90’ını temizliyor. Her insan hücresinde günde yaklaşık 10 bin mutasyon oluyor. Eğer DNA onarım enzimleri yoksa ya da yetersiz çalışıyorsa bu mutasyonlar hızla kansere yol açıyorlar.
  • Genlerin korunmasında en önemli unsur beslenmedir.
  • Son 50-100 yıl içinde doğal olmayan, işlenmiş ve katkı konulmuş gıdalar aşırı derecede kullanılmaya başlandı.
  • Eğer genlerimizin baş edemeyeceği doğal olmayan yiyeceklerle beslenirsek, hücrelerimiz yıpranıyor ve normal işlevini göremiyor. Sonuçta genler, yiyecekler arasındaki bu evrimsel uyumsuzluk hali şişmanlık, diyabet, koroner kalp hastalığı, hipertansiyon, felç, depresyon, hiperaktivite, otizm, reflü, ülser, astım, romatizma, kronik yorgunluk sendromu, kanser ve osteoporoz gibi son yıllarda müthiş artış gösteren çok sayıda kronik-dejeneratif hastalığa neden oluyor.
  • Paketli yiyecekler katkı maddeleri, boyalar, parfümler var. Gıda şirketleri bunların doğal olduğunu iddia etse de değiller. Çoğu, kimya şirketlerinde hazırlanıyor. Örneğin, bir meyveli yoğurdun rengi, evin duvar rengini seçer gibi karteladan seçiliyor.
  • Geleneksel usuller ile yapılmış sucuk, kavurma ve pastırma serbest. Katkı maddelerinden dolayı salam ve sosis gibi sanayi tipi et ürünleri tüketilmemeli.
  • Balık yerken ise, ağır metal zehirlenmesi riskini azaltmak için küçük ve yüzeyde yaşayan balıklar seçilmeli. Çiftlik balıkları ise tercih edilmemelidir.
  • E621 kodlu gıda katkı maddesi “mono sodyum glutamat” yiyeceklere katıldığında, o yiyeceklerin tadını arttırıyor. Tasız, tuzsuz hiç yenemeyecek bir yiyeceği bile yenilebilir hale getiriyor. Yani orijinal halinde o yiyeceğin tadına hiç benzemiyor. Yani vatandaşı kandırmanın yasal bir şekli…
  • MSG nelere konuluyor? Hazır köfte harçları, et suyu tabletleri, hazır çorbalar, cips, kraker, salam, sosis, hamburger… Yönetmeliğe göre bal, tereyağı, şeker hariç olmak üzere, tüm gıda maddelerinde belirtilen limitler dahilinde kullanılabilmektedir. Ama bu limitler için denetimler yeteri kadar yapılmıyor.
  • “bugün bu çorbayı içiyorsanız, ayrıca cips, kraker, et suyu tableti gibi bir gıda yemeyin. Aksi takdirde kanser olabilirsiniz.” Şeklinde ürünler üzerinde uyarı olması gerekli.
  • Son on yılda yapılan birçok çalışma, işlenmiş soyadan zengin gıda ile beslenmenin meme, mide, kalınbağırsak ve uterus (döl yatağı) kanserlerine karşı koruyucu olmadığını; hatta bu organlardaki kanserleri arttırdığını göstermektedir.
  • Uzun ömürlü sütleri kullanmayın. Sadece ekşiyen ve/veya kesilen ve kaymak bağlayan süt ve yoğurtları yiyin!
  • Cam damacana su alın ve her 3 ayda bir su markanızı değiştirin. Ya da pet damacana olarak aldığınız suları eve getirilir getirilmez küplere doşaltın. Suyun temizliğinden endişe duyuluyorsa mutlaka3-5 dakika kaynatıp soğuttuktan sonra kullanılmalıdır.
  • C vitamini gibi antioksidanlar, farklı metabolizmaları nedeniyle kanser dokusunda nitelik değiştirerek prooksidan olurlar. Yani serbest radikal oluşturarak kanser hücrelerini öldürürler. Halbuki sağlam dokularda antioksidan olup onları tahribattan korurlar.
  • Piyasada bir x bitkinin kanseri kesin tedavi edeceğini iddia eden bazı kişilerden, umut tacirlerinden de sakınmak gerekiyor.
  • Şişmanlık sadece estetik bir sorun olsa idi belki de üzerinde bu kadar durmayacaktık. Ama maalesef öldürüyor. Her gün alınan beyaz un ve rafine şekerlerle, kortizol ve adrenalin salgılanması sürekli hale geliyor. İnsülin direncinin oluşturduğu hiperinsülinemi, kronik mikropsuz iltihabi sürecin oluşmasına yol açıyor. Yağınız artıyor ama kaslarınız ve kemikleriniz erimeye başlıyor. Vücudunuzda mikropsuz iltihap maddelerinin miktarı artıyor, organlarınız ve damarlarınız tahrip olmaya başlıyor. Metabolik sendrom başta koroner kalp hastalığı, diyabet, ateroskleroz, astım, hipertansiyon, diş çürüğü, polikistik over sendromu, değresyon, otizm, hiperaktivite, prostat hipertrofisi, karaciğer yağlanması, osteoporoz ve kanser olmak üzere çok sayıda hastalığa neden oluyor.
  • Hiçbir şekilde tatlandırıcı ve tatlandırıcı içeren “light” diyet yiyecek ve içecekleri tüketmeyin.
  • Katkı maddesi ilave edilmiş, paketlenmiş gıdaları yemeyin.
  • Bol taze meyve ve sebze yiyin.
  • Yeterli Omega-3 alın. Ayçiçeği, mısır, kanola, soya, pamuk ve margarin gibi yağları diyetinizden çıkarın. Bunların yerine zeytinyağı ve doğal hayvani yağları (tereyağı, kaymak, iç yağı ve kuyruk yağı) yiyin.
  • Özgür dolaşan hayvanların etini ve yumurtasını yiyin.
  • Günde iki diş sarımsak ve/veya 1 baş kuru soğan tüketin.
  • Stresten uzak durun.
  • Yeşil çay tüketin.
  • Çevresel toksinlerden ve sigaradan uzak durun.
  • Aşırı alkol almayın.
  • Yeterli derecede egzersiz yapın.

Sevgiler 🙂

Reklamlar

KANSERE ÇÖZÜM VAR – KİTAP ÖNERİSİ 2. BÖLÜM” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s