II. Derin Akıntı Sempozyumunda konuşmacı olacağım :)

Bir gün blogumuzun Facebook sayfasına gelen bir mesaj beni çok memnun etti. Mesajda benim “Tedavi sonrası tüplü dalış serüveni” yazımı okumuşlar ve beni konuşmacı olarak Derin Akıntı Sempozyumuna davet ediyorlardı. 

Marmara Üniversitesi Sualtı Sporları Klubünün davetlisi olarak 10 Mart 2018’de M.Ü İbrahim Üzümcü Konferans Salonunda olacağım. Beklerim efendim 🙂

Lenfödem… Uzun uçuş ve tatilin belası!


Bir lenfödem macerası:

3 haftalık bir Uzakdoğu tatili planlamaya başladığımızda aklıma ilk gelen korku lenfödemle nasıl başedeceğimdi. Zaten halihazırda üstkol bölgemde 2. Derece lenfödem vardı ve bunu ihmal ediyordum. Şimdi ise 9 saatlik uzun uçuş ve güneş, sırt çantası vs. gibi daha da zorlayıcı faktörler de eklenecekti. Tam bir kabus.
İlk önce bir lenfödem konusunda uzmanlaşmış bir fizik tedavi uzmanıyla görüşüp, neler yapabileceklerini öğrenmeye çalıştım. Mevcut durumum için 30 günlük masaj programına girmem gerektiğini ama sıra olduğu için beni hemen alamayacaklarını söylediler. Uzun uçuş yapacağımı ve bası giysisine ihtiyacım olduğunu söyledim. Ama önce kolunun ödemini indirip, sonra bası giysisi alabilirsin dediler. Bir egzersiz ve masaj kombinasyonu gösterip bana 15 gün sonra kontrole gelmem gerektiğini söyleyip gönderdiler. Ama maalesef benim 15 gün bekleme gibi bir lüksüm yoktu ve seyahat planlarımızdaki bir değişiklikle de program planlanandan 1 hafta öne çekilmişti. Velasılkelam kendi başımın çaresine bakmam gerekiyordu.

Önce Youtube’a tüm lenfödem konulu videoları izledim. Masaj ve hareketlerimi düzenli yapmaya çalıştım. Ama her nasılsa iyiye gideceğime daha da kötüye gitti.

Seyahat için A ve B planı hazırladım. A planında ameliyatlarda giydirilen pıhtı atmasını engelleyen beyaz varis çorabını kullanacaktım. B planında ise elastik bandaj medikalcinin bana hediye ettiği pamuklu bandajlar vardı.

Uçak havalanmadan önce pişik kremini sürdük ve nedense fikir değiştirip B planı olarak hazırladığım elastik bandaj seçeneğine yöneldim. Buz torbamı hostesten rica edip, dolaba koymalarını sağladım. Maalesef aceleden ve tecrübesizlikten elastik bandajı olması gerektiği kadar özenli saramadığımız için birkaç saat sonra aralarda boşluk kaldığını ve buralarda ödem birikmesi nedeniyle bölgesel şişikler başladığını gördüm. Korkunç bir görüntüydü. Paniğe kapıldım. Hemen kalkıp hosteslerden buz torbamı ve ek olarak onların buzlarından da takviye istedim. Durumu kurtarabilmek için bası giysisine döndüm ve kolumu kalp seviyesinden yukarı kaldırıp ellerimi yavaş bir tempoda açıp kapama hareketleri yaptım. Sürekli lenf drenaj masajları uyguladım. Dolayısıyla 9 saatlik uçuşta neredeyse hiç uyumadım. Sonuçta kurtarabildiğimiz kadar, durumu kurtardım. Ama kolumun tamamı ve elimin üstünde ödem gözle görülür şekilde birikti. Hayatımın en güzel tatilini mahvetmek üzere orda kocaman bir şekilde duruyordu sağ kolum. Bandajı çıkardığımda ablamın bakışlarından ne kadar beter bir durumda göründüğümü idrak ettim. Ağlamamak için kendimi zor tuttum. Hayattan nefret ettim. Yola çıktığıma pişman oldum. Ama artık yapılacak tek şey bu durumdan kendi imkanlarımla kurtulmak olacaktı. Otele kadar kocaman kolum ve sırtımda 20 kilo çantayla, Bangkok’a varmanın mutluluğundan ziyade, bu korkunç durumdan kurtulabilecek miyim düşüncesi hakimdi.

Otele gelince hemen uzanıp, egzersiz ve masaj kombinasyonuna başladım. Buz ve soğuk su tutmak da işe yarıyor gibiydi. Bir miktar başarı sağlamıştım. Kolumu kalp seviyesinden yukarıda tutacak şekilde yastıkları üst üste koyarak bir düzenek hazırladım. Gece bu şekilde iyi bir uyku iyi geldi. Ama henüz tam olarak inmişti diyemiyorum. Bu aşamada size saçma gelebilir ama kolumla konuştum. Evet evet ona resmen yalvardım. “Şimdi olmaz. Lütfen beni yarı yolda bırakma. Seni çok zorladım biliyorum ama lütfen bana yardımcı ol! Lütfen şimdi değil!”. Onu sevdim. Okşadım. En güzel kremleri sürdüm. Güneşten korudum. Yeri geldi barlar ve restoranlar arasında gezerken, insanların ilgili bakışlarına aldırmadan kafamın üstünde taşıdım. Yürüyüşün ve yüzmenin çok iyi geldiğini fark ettim. Masajdan çok daha etkili bir yöntem oldu benim için. Kasların çalışması lenf akışını hızlandırıyor ve kolda biriken ödemi vücuda dağıtmanız kolaylaşıyor gerçekten. Bu tavsiyemi mutlaka dikkate alın lütfen. Şişmemesi veya şişmeye başladığını hissettiğinizde spor yapın. Spordan kastım GYM’de ağırlık çalışma değil tabii.

Konuyu daha fazla uzatmamak için madde madde gidelim:

1- Uçuş ve gezi için varis çorabı veya kişiye özel hazırlanmış bası giysisi mutlaka bulunmalı.
2- Uçuş için elastik bandajlar ve altına pamuklu ara bandaj yanınızda hazır bulunmalı.
3- Bandajlamanın cildinize zarar vermemesi için, bebekler için kullanılan pişik kremi vb. kremleriniz olmalı.
4- Soğuk kompres için mavi jelli buz torbası devamlı yanınızda olmalı.
5- Egzersiz için stres topu veya benzeri bir başka egzersiz aracı işe yarıyor.
6- Uçuşta, kesinlikle cam kenarına oturmayın. Yanınızdaki yolcu uyuduğunda yerinizde çakılı kalıyorsunuz. Uzun uçuşlarda herkes için her 2 saatte bir kalkıp yürümek gerekli iken, bizim için maalesef zorunlu bir durum. Kalkıp gezinmek, hatta bazı egzersiz hareketleri yapmak zorundayız ki lenf akımı sağlanabilsin.
7-  Uçuşta, kesinlikle alkol içmeyin.
8- Uçuşta, kolunuzu aşağıda kalacak şekilde uzun uykuya dalmayın. Veya uyku ilacı almayın. Uyandığınızda size ait olamayan bir parça gibi duran kocaman bir kolla karşılaşabilirsiniz.
9-  Kolunuzu ve ellerinizi sık sık yağsız nemlendirici ile nemlendirin.
10-  Uçuş boyunca sıkı sütyen giymeyin. Hatta mümkünse seyahat boyunca çıkarın.
11-  Uçuşta sıkı giysiler giymeyin. Kısa kollu bir t-shirt mutlaka içinizde olsun. Soyunmanız gerekebiliyor.
12-  Gezerken, güneşten korumak için mutlaka ve mutlaka uzun kollu bir t-shirt – sadece kolunu kesip kullanabilirsiniz. Malum vücudun diğer bölgelerinin brozlaşmasında hiç bir sakında yok ☺- bir şal veya buff kullanabilirsiniz. Gezerken hiç anlamadan ıstakoza dönebilir kolunuz. Denize girerken mutlaka ve mutlaka uzun kollu rushguard giyilmeli. Hem güneşten koruyor hem de denizin içinde kolunuza dokunabilecek canlılardan koruyor. Bir denizanası veya planktondan dolayı zarar görebilirsiniz.
13- Kaşıntı için deri pomadı, yaralanmalar için antibiyotikli krem ve nemlendiricili kremleriniz çantanızda olsun. Ne zaman başınıza ne geleceği belli olmuyor.
14- Sivrisinek ve diğer böcekler için sprey ve elektrik prizine takılan şu kovuculardan yanınızda bulundurun ve devamlı kullanın.
15- Yatarken uzun kollu birşeyler giyin, ben elimi de bir şal ile kapattım. Sahil kenarındaki bungalowlarda ne gezeceği belli olmuyor. İşimi şansa bırakamam.
16- Egzersiz ve lenf drenaj masajlarını devamlı yapın. İhmal etmeyin. Kolunuzda deriniz gerilmeye başladığında hemen önlem alın ve acele edin.

Sırt çantalı gezgin olmak bir meme CA tedavisi görmüş biri için oldukça zorlu oluyor. 15-20 kilo çantayı kaldır indir, sırtında uzun yürüyüşler yap. Gerçekten sıkıntı yaratıyor. Ama kesinlikle bunlardan korkmamak lazım.

Başınıza kötü bir durum geldiğinde, bu durumdan kurtulmak için denemeye devam edin. Sonuç bir şekilde alınıyor. Şuanda kolum çok iyi. Hatta eskisinden daha iyi görünüyor. Kenara çekilip, kendinize acımayın. Çözüm yine kendinizde. Kendi kendinizin doktoru olun. Kolunuza bebek gibi bakmanız gerekiyor demişlerdi. Gerçekten öyle… konuşun onunla, isteklerini dinleyin. Dinlendirin. Nemlendirin ve rahatlatın.

Dönüş için yine 9 saatlik bir uçuşumuz var önümüzde. Korkmuyor değilim. Ama en azından büyük kısmını ve sorunları alt edebilmiş olmanın sevincini de yaşıyorum. Dönüş yolunda bir problem yaşamamak için daha ciddi önlemler alacağım ve yine de lenfödem oluşursa artık ülkemde olacağımdan dolayı fizik tedavi aşamasına geçebileceğimi biliyorum. Bu deneyimlerim umarım size de faydalı olur. Korkmak yerine, önlem almak adına tüm bunları sizinle paylaşmak istedim.

Sağlıklı günler dilerim 🙂

Not: Kabin basıncının düşük olması nedeniyle, 1-2 saatten uzun uçuşlarda lenfödem riski oluşuyor. Bu konuyla ilgili yukarıdaki yazı, tamamen kendi deneyimlerim üzerine yazılmıştır. Profesyonel destek için lütfen uzman doktorlar ile görüşün.

Tedavi Sonrası Tüplü Dalış Serüveni

IMG_0055

Bu blogda da sürekli bahsettiğim bir konu var. Değişim ve gelişim. “Kanser bir hediyedir” dedikten sonra hayatı nasıl değişime ve dönüşüme uğrattığınız önem kazanır. İlk teşhis konduğunda bile ben, acaba hayatımı nasıl değiştirebilirim. Bana yeni bir şeyler lazım demeye başlamıştım. Çok şanslıyım ki, bu imkanı tüplü dalışı Kaş’da denemekle birlikte yakalayabildim.  Başlangıçta ufak bir tatil aktivitesi olarak düşündüğümüz dalış hemen kendini bir hayat tarzı olarak benimsetti. İlk deneme dalışımı hiç unutmuyorum. Son kemoterapimi alalı daha 6 ay ve radyoterapim biteli ise 4 ay olmuştu. Minnacık saçlarım kendini göstermiş ama henüz kıvrılmaya başlamamıştı 🙂  Kafamda birçok soru vardı. Acaba sorun yaşar mıyım? Portum basınçtan etkilenir mi? Akciğer problemleri yaşar mıyım? vs… vs… Sorularımı önce Kanserle Dans Derneği Sevgili Ebru Tontaş’a sordum. Oldukça detaylı bir yanıt gönderdi sağolsun. Bu yanıtı Onkoloğumla değerlendirdiğimizde, doktorum yanıtı oldukça detaylı ve eksiksiz buldu. Hatta bir kopyasını da kendisine istedi. Dileğen olursa aşağıda hem Ebru’dan gelen yanıtı hem de DAN’ın (Divers Alert Network) yayınladığı meme kanseri ve dalış konulu makaleyi aşağıda okuyabilirler. 11209343_923868637691549_2072434368407165139_n

Bu kadar detaylı bilgi sahibi olmama rağmen ilk denemeden önce bi hayli gerilmiştim. Kafamda sürekli şu cümle vardı. -Doktorların düzelttiğini bozacaksın!- Eğitmenlerimiz o kadar deneyimliydi ki hemen beni sakinleştirip sorunsuz bir dalış gerçekleştirebildim. Ve hayatım değişti… Korkup kaçabilirdim ama yapmadım. Ben bunu yapabilirim dedim. Evet çekincelerim oldu ama bırakmadım. Benim için onca tedaviden sonra normalleşmenin ilk adımıydı ve öyle de oldu. Dalışın aradığım değişim ve gelişimi bana sağlayacağını anladığımda, ondan ayrılamaz oldum. Önce Open Water, hemen akabinde de eğitimlere devam edip Advance Open Water Diver oldum. Kaş’da dalış noktalarının neredeyse hepsinde daldım. Hayatıma yeni bir yaşam tarzı ve yeni dostlar girdi. Dalgıçların Kabesi denen Kızıldeniz’de bile dalış yaptım. Dünya’nın en iyi dalış merkezlerinden biridir Kızıldeniz. Hayatımın en güzel yazını yaşama fırsatı yakaladım. İşte bu nedenle bir karar vermek ve hayatını değiştirmek mümkün. Ben yaptım… Siz de yapabilirsiniz…

Kaş Nautilus Dive Center’a özel teşekkürlerimle…

Sevgiler 🙂

20140119_1509440

kanserle_dans

Kanserle Dans

Dalış yapanlar için en önemli konu aldıkları kanser tedavilerinin ve ilaçların etkisidir. Genel olarak meme ca tedavi sonrası pek çok kişi dalmaya devam edebilir ancak bazı ilaç ve tedavilerin etkisi göz önüne alınmalı ve gerekirse akciğer kontrolleri muayenesi yapılarak kişinin dalmaya uygunluğu ölçülmelidir.

Örneğin,  kemoterapide alınan doksorubin (Adriamycin®), hiberbarik oksijen tedavisiyle birlikte kullanılırsa kardiyak toksite riski artar.  Bir başka ilaç, methotreksat, akciğer toksiteyi artırır, ve  siklofosfamid (Cytoxan®) skar doku ve akciğer fibrosis oluşumu riskini artırır.   Tedavi sonrasında ve dalmadan önce, tedavi gören kişinin akciğerleri kontrol edilmeli ve dalış sırasında akciğer ekspansiyon yaralanma riskini  (pulmoner barotrauma) artıran faktörler mevcut mu bakılmalıdır. Tedavi sırasında dalış yapılması önerilmez.

Her kişinin durumu ve kapasitesi kendine özel olduğundan buna göre değerlendirilmelidir. Akciğer dokusunda güç ve esneklik kaybı varsa bu akciğer yaralanma özellikle pnömotoraks riskini artırır.

Eğer testler akciğer kapasitenizin dalmak için uygun olduğunu gösteriyorsa dalışa başlamanızda sorun yoktur. Meme ameliyatı sonrası skar dokunun kol hareketlerinde kısıtlama yapmıyor olmasına dikkat ediniz gerekirse fizik tedavi uygulayınız.

Meme implantleri

Salin implantler nötrdür. Silikonlar negatif boyuancy sağlar. Göğüs kemer veya  buoyancy kompansatörleri ameliyat bölgesini sıkacağından kullanımı tavsiye edilmez. Genel olarak implantler risk değildir.

Lenfödem  konusunda dalış yapanlar birkaç gün dalış sonrası pozitif iyilesme olduğunu ifade ediyorlar. Ancak lenfödemin fiziksel kol kullanımı kısıtlama yapmıyor olmasına dikkat ediniz.

danLogo

Meme Kanserinden Sonra Dalış Yapmak.

 DAN Araştırma sonuçlarına Bir Bakış

Laurie Gowen

 “Hastalığımın teşhisinden sonraki ilk dalışımda, deniz hiç olmadığı kadar mavi, okyanus hiç olmadığı kadar çok şeylerle doluydu. Artık kanser değilim, ama kişinin bakış açısı, bazı şeyleri kabullendiğinde büyük ölçüde değişiyor.” breastcancer.org istatiklerine göre, kadınlarda her üç kanser teşhisinin biri meme kanseri ve bu sayı artmakta. – Amerika’da her iki dakikada bir kadına meme kanseri teşhisi konmaktadır. 2005 yılında, yaklaşık 212,000 yeni yayılımcı meme kanseri teşhisi ve bununla birlikte 58.000 yeni yayılımcı olmayan meme kanseri teşhisi vakaları olacağı ve 40,000 kadının bu hastalıktan öleceği tahmin edilmiştir. – 1960 yılında meme kanseri 20 kadından birinde görülürken bugün 8 kadında bir görülmektedir. Aler diver’ın önceki sayısında, dalış için formda olmak ve meme kanseri konularına göz atmıştık ve yaptığımız bir ankette, kanser teşhisi konmuş kadınlara, tedavi olup olmadıklarını ya da süregelen bir tedavileri olup olmadığını sormuştuk. Aldığımız cevaplarda, 42 kadın lipektomi (yağ dokularının kesilip çıkartılması), mastektomi (meme bezinin kesilip çıkartılması) ya da kemoterapi ve radyasyon gibi tedaviler gördüklerini belirtmişler. 36-66 yaş arası bu kadınlar, geniş kapsamlı ve aydınlatıcı cevaplar verdiler. Araştırmaya katılan kadınların söylediklerinden bazı anlamlı alıntılar yaptık. “Teşhisim ilk konduğunda, dalış şöyle dursun, yaşayıp yaşamayacağımı bile bilmiyordum.

Şimdi sloganım ‘Her anın tadını çıkart!’ Araştırma sonucunda aldığımız umut verici cevaplar, bir an önce sevdikleri ve gönülden bağlı oldukları spora dönmek isteyen kadınlar hakkında bize pratik ve destekleyici bilgiler verdi. Güvenli dalış bu kadınlar için en öncelikli olan şey ve bize meme kanserinden kurtulanların da normal bir hayatı olabileceğini ve kanserden sonra da güvenli bir şekilde hayattan zevk alınabileceğini gösterdiler. “Psikolojik olarak dalışı çok rahatlatıcı buluyorum. Biliyorum ki, daldığım sürece iyiyim.” Bazı anket cevaplarındaki bazı endişeler ele alındı. Bunlardan biri lymphedem lenfödem* ve dalış. Aslında, dalgıçların %12 sinde, dalışın lenfödemin azalmasına yardımcı olduğu rapor edildi. Fakat, devamlı ağır dalış ekipmanı kaldırmak lenfödemi daha kötü yapabilir. Ekstra özen gerekiyorsa basınç bandajları kullanmak yardımcı olabilir. Mastektomi (göğüsün cerrahi müdahale ile alınması) ve meme implantından sonra yüzerlilik de rapor edilen konulardan biridir. Bir dalgıcın önerisine göre, ameliyattan sonra yüzerlilik farkı varsa, kullanılan ekipmanın doğru kuşanılmasını sağlayarak fayda elde edilebilir. Bir çalışmada, DAN Amerika Araştırma Başkan Yardımcısı Dr. Richard Vann, meme implantlarında inet gaz alımını laboratuar ortamında simüle ederek derinlik/zaman profillerinin implantlar üzerindeki etkisini araştırmıştır. Büyüklük ya da gaz emilimindeki değişimin, meme implantlarının dalışa engel bir durum teşkil etmediği gözlemlenmiştir. Ankete katılan kemoterapi tedavisi gören kadınlar, kullanılan ilaçlar nedeni ile zihinsel bulanıklık ouşabileceğinden bahsetmişlerdir. Bir tanesi, ameliyat sonrası güvenlik konusunda şunları söylemiştir: “Kemobrain konusunda dikkatli olun (kemotrapiden sonra hastaların dikkat eksikliği, kafa karışıklığı, hafıza kaybı ya da sağlıklı düşünememe sorunu). Karar verme, hafıza, direktifleri takip edebilme konusunda problem yaşıyorsanız kesinlikle dalmayın.” Diğer katılımcıların bazıları da bize enfeksiyona neden olan kesik ve sıyrıkların oluşturabileceği riskler konusunu hatırlattı. Fiziksel olarak fit olmak, doğru beslenmek ve kendi vücudunuzu dinlemek dalışla ilgili pratik ipuçlarıdır. “DAN’a sorun. Cevaplar hem yardımcı hem de güven verici oldu.” Doktorlarının dalışa dönme konusundaki tavsiyelerini sorduğumuzda ise, bir doktorun bile dalışı bırakmaları gerektiğini söylemediğini duymak bizi çok sevindirdi. Genellikle doktorların tavsiyesi, ameliyat yaraları iyileştikten sonra dalıcı, kendini yeteri kadar güçlü hissediyorsa dalışa dönebilir. Bazı kadınlar doktorlarının dalışa dönemeden önce kemoterapi ve radyasyon tedavilerinin bitmesini tavsiye ettiklerini belirtirken bazı kadınlar ise doktorlarına sormadıklarını bildirmiştir. Dalgıçlardan biri, meme ameliyatından 10 gün sonra dalışa gittiğini rapor ederken, bir başka dalgıcın doktoru ameliyattan bir hafta sonra dalabileceğini söylemiştir. Anketimizdeki dalgıçlar tekrar dalışa dönmeden önce 0 ila 48 ay arasında beklemişlerdir. Kanserden dolayı fiziksel bir kısıtlamaları olup olmadığını sorduğumuzda ise, %20’si eskiye göre daha çabuk yorulduğunu, %16’sı kol hareketlerinin kısıtlı olduğunu ve %2’si de ağrı şikayetleri olduğunu belirtmişlerdir. %80’i dalışa dönmeden önce fiziksel zindeliklerini arttırmak için egzersiz programlarına katılmışlardır. Çünkü ameliyattan sonraki yara izi hareket kısıtlığına neden olabilir ve tekrar dalışa dönmek için forma girme konusunda fizik tedavi yardımcı olabilir. “Ameliyattan sonra doktorlarım fizik tedaviye ihtiyacım olmadığını söylediler. DAN’ın tavsiyesi ile gittim. Hareket kabiliyetimi arttırmak ve etkilenen kolumun güç kazanması için fizik tedaviye gitme kararım ameliyattan sonra aldığım en iyi karardı ve kesinlikle dalış geleceğimi olumlu yönde etkiledi. Teşekkürler DAN!” Dalışa dönmeden önce ameliyat yaraları iyileşmelidir; bu enfeksiyon riskini azaltacaktır. Ek olarak, bazı kemoterapi ilaçları ektra risk taşıyabilir ve dalışa dönmeden önce tekrar değerlendirilmelidir. Bu risklere, akciğer yara izi ve kalp hasarı gibi yaygın olmayan bazı yan etkiler dahildir. Kanser bazen akciğerlere yayılabilir ve gaz embolisine meydan verebilir. Bu nedenle, dalış güvenliği açısından, bir doktor tarafından düzenli kontrolden geçilmesi tavsiye edilir. Kanserin geleceğinizi belirlemesine izin vermemek önemlidir ama güvenli dalış önceliklidir. Bu kadınlar hayatları ve sevdikleri aktiviteri hakkında kararlar alırken hissettiklerini naklederken dalış ile ilgili harika ve cesaret verici şeyler söylediler. Aşağıdaki cevap ailesi ve arkadaşlarıyla dalıştan zevk alan birinin, dalışa devam etmenin faydasını gören bir kişiden: “Tedavim sırasında, olduğumdan daha iyi olmam için bana cesaret veren kocamla, bu sporun tadını çıkarttım.” Kadınlar, meme kanserinin hayatlarını kontrol etmesine izin vermeyeceklerini söylediler; ve anahtar kelime “yaşamak”. Dalış size fiziksel güç, duygusal iyileşme ve zihinsel huzur verebilir. “Daldığım zaman, aklımın huzurlu olmasını ve duygularımın açık olmasını seviyorum. Telefon yok, konuşan yok. Her şey çok doğal. Tanrının işi, bozulmamış.” Bir dalgıcın dediği gibi özetle: “Ruhum için dalış şart.” Araştırmamıza yardımcı olan bütün kadınlara teşekkür ediyoruz. Umarız bu yorumlar, tavsiyeler ve düşünceler aynı süreci yaşan bir çok kadına ilham verir. *özellikle deri altı dokularında şişme. Çoğu lenfödem vakası, meme kanserinden kurtulan kişilerin kollarında, lenf damarlarının ya da lenf bezlerinin tıkanması ya da alınması durumunda görülür.

http://www.alertdiver.eu/c/document_library/get_file?uuid=4ae73ed4-85b2-46f0-a53c-a028a760de95&groupId=27255

The Bucket List – Film Önerisi

bucketlist

 

Bugün yine televizyonda rastladım bu filme. Bir süredir burada sizlere önereyim mi önermeyeyim mi düşüncesindeydim. Bu filmde alınacak çok dersler var ama rahatsız olabilirsiniz de… Neden mi? Çünkü film kanser teşhisi konmuş iki yaşlı adam ile ilgili.

  

Edward ( Jack Nicholson) çok iyi bir iş adamıdır. Birçok şirketleri ve bol parası vardır. Ancak teşhis konduğunda yanında yatmakta olan bir diğer kanser hastası Carter ( Morgan Freeman) ona dost olmuş, omuz vermiştir. Bu andan itibaren bir yol arkadaşlığı başlamış oluyor. Filmde ölüm ve yaşam ile ilgili herkesin aklında tutması gereken replikler bulacaksınız. Benim en sevdiğim ise Carter, Edward’a sorar: Mutluluğu yakaladın mı? ve Senin yaşamın başkalarına mutluluk verdi mi? . İnsan düşünmeden edemiyor. Ben de mutluluğu yakaladım mı? ve başkalarına mutluluk verebildim mi? Herkesin düşünmesi gereken iki sorudur bunlar. Vaktin azalmadan, geriye bakıp pişmanlıklar içinde olmaktansa en kısa zamanda kendi mutluluğunu ve sevdiklerine vereceğin mutluluğu kovalamak gerekiyor. Yapmak isteyipte, elalem ne der kaygısıyla yapamadıklarınızı bir liste haline getirin. Vaktim yok, param yok, aman ayıp olur derdine düşmeden, kendinize dürüst olarak bir Bucket List (tahtalı listesi) yapın. Ölmeden önce yapmak istedikleriniz, gezmek istediğiniz yerler, öğrenmek istekleriniz, görmek ve göstermek istediklerinizi bu listeye yazın. Gerçekleştirdiğiniz her hayalin üzerini çizerken hayatın keyfine vardığınızı göreceksiniz.

Bunlar benim ölmeden önce görmek istediğim yerler. Birkaçını gerçekleştirdim bile 🙂

Sevgiler 🙂

Kanser Hastasını Mutlu Etmenin 44 Yolu

IMG_4884

Hep bir muammadır. Nasıl davranalım? ne yapalım? denir. İşte size kanserli arkadaşınıza dostunuza yapabileceğiniz 44 yardım.

  1. Yemek götürün. Önceden, herhangi bir diyet uyguluyor mu veya herhangi bir izlenmesi gereken bir yönerge var mı öğrenmeye çalışın. Ziyarete geldiğinizde veya kapıdan kısaca bırakıp gitmek şeklinde olabilir.
  2. Gerektiğinde kolayca ısıtabileceği kaplarda götürün. Geri getirmesini beklemediğiniz Tupperware kaplarda götürebilirsiniz.
  3. Onu düşündüğünüzü belirten kısa bir e-mail, SMS veya bir mesaj gönderin.
  4. Mesajın sonuna “cevap vermene gerek yok” şeklinde bir mesaj ekleyin. Geri dönüş yapmak zorunda olmadıklarını düşünerek sizden haber almaktan memnun olacaklardır.
  5. Ne zaman ihtiyacın olursa olsun benden yardım isteyebilirsin şeklinde mesajınıza ek yapın.
  6. Takviminize belli aralıklarda sizi uyaracak bir alarm atayın. Bu alarmla hızlı bir hal hatır ve yardım edebileceğiniz bir durum olup olmadığını sorun.
  7. Markette iken bir mesaj atın ve buradan bir ihtiyacı olup olmadığını sorun.
  8. Eczanede iken bir mesaj atın ve buradan bir ihtiyacı olup olmadığını sorun.
  9. Evini temizletmek amacıyla bir gündelikçi gönderin. Gerekli her şeyle ilgilenin ki ona sadece kapıyı açmak kalsın.
  10. Eczaneye gittiğinizde bir mesaj atın ve alınması gereken bir reçetesi vs olup olmadığını sorun.
  11. Bir hediye masajı için mobil bir masör gönderin.
  12. Kahve veya yemek için dışarı çıkarmayı teklif edin.
  13. Ziyaret etmeyi sorun. Bunun için kendini iyi hissediyor mu öğrenin.
  14. Onu sinemaya götürmeyi önerin. Kendini iyi hissetmiyorsa DVD kiralayın ve evine gidin.
  15. Tedavisi sırasında kemoterapi seansına götürmeyi ve seans esnasında refakat etmeyi önerin. Daha da iyisi her seansına gelebileceğinizi söyleyin.
  16. Acil durumda “beni arayabilirsin” deyin. Ancak bunu derken gerçekten hissederek söyleyin.
  17. Çiçek gönderin. Ancak taze çiçekler kanser tedavisi esnasında düşen bağışıklık sisteminden dolayı enfeksiyon riski yaratabilir. Onun nötropenik olup olmadığını öğrenin. İpek yapay çiçekler bu tip durumlarda daha az riskli olacaktır.
  18. Sevdiği bir restoran varsa oradan paket servis siparişi verin. Herhangi bir karar konusunda çok bunalmış görünüyorsa, onun genel diyetine en uygun yemeği siz seçin ve sipariş edin.
  19. Dergi veya gazete aboneliği hediye edin.
  20. İyi bir kitap hediye edin.
  21. Onu sevdiğinizi ve onu önemsediğinizi söyleyin. Size tepki verebilecek enerjileri olmasa da bunu duymak iyi gelecektir.
  22. Kadın hastalar için onları güzellik salonuna götürün. Manikür/pedikür, cilt bakımı, makyaj vb. şeyler. Belki de bakım yaptırmayalı baya zaman geçmiştir.
  23. Bir kartpostal gönderin. Okunaklı olduğundan emin olun. Kanserli gözler, yorgun gözlerdir.
  24. Araçla destek olamıyorsanız bir transfer firmasının hediye kartını gönderin. Bitaksi gibi transfer uygulamaları olabilir mesela.
  25. Kanser hastasının yakın arkadaşı veya ailesinden biriyseniz, ziyaret ve telefonları sizin karşılayabileceğinizi teklif edin. Hastalar bu telefon trafiğinden yorulabilir.
  26. Kanser hastasının sizden isteyeceği yardım konusunda kafası biraz karışık olabilir. Ona “senin için yapabileceğim bir şey varsa söyle” demek yerine, ne yapıp yardımcı olabileceğinizi net belirtin.
  27. Teşhis konduktan birkaç ay sonra bile onunla olabilmelisiniz. Sizin için artık konu kapanmış olabilir ama o hala bazı konularda sorun yaşıyor ve lojistik veya duygusal anlamda yardıma ihtiyacı olabilir.
  28. Tüm sağlık vs. konularında güncellemeleri diğer arkadaş ve akrabalarla paylaşacak “sözcü” olmayı teklif edin. Her detayı defalarca paylaşmak onun için zorlu olacaktır.
  29. Her görüşmenizde mevcut sağlık durumunun tüm detaylarını almaya çalışmayın.
  30. Köpeği varsa, onu gezdirmeyi veya veterinere götürmeyi teklif edin.
  31. Çocukları varsa, bakıcılık, okula bırakma/alma veya yatıya almayı teklif edin.
  32. “Bana bir iş ver” deyin. Bir getir götür işi, kuru temizleme veya marketten alınacak bir şey gibi. Uzun uzun görüşmenize gerek yok. Alınanı teslim edin ve vedalaşın.
  33. Bir bahçesi varsa, ona sulama ve bakım için teklifte bulunun. Daha iyisi bunu düzenli yapabileceğinizi söyleyin.
  34. Komik bir şaka veya bir fotoğraf gönderin.
  35. E-mailerini okumak ve cevaplamak için yardım etmeyi teklif edin. Kanser teşhisi konduktan sonra biriken mailler yorucu olabilir ve fazlalığı içinde kaybolabilirler.
  36. Yemek, kemoterapiye transfer, arkadaşları ziyarete gidebilmek için birilerinin yardımını ayarlamaya çalışın.
  37. Arkadaşınız kabul ederse, ona nakit para yardımı yapın. Hastane masrafları ile çalışamadığı için azalan gelir dengesi içinde finansal anlamda darbe almış olabilir.
  38. Hasta veya yakınları için ücretli izin ücretini karşılayacak bir maddi yardımda bulunabilirsiniz.
  39. Hastanede yattığı sürece yakınlarının kullanabileceği hastane otoparkı kartı hediye edin. Hastane otoparkları pahalıdır.
  40. Eğer arkadaşınız saçlarını kaybedecekse, şapka, peruk veya eşarp hediye edin.
  41. Çok yumuşak bir battaniye hediye edin. Kemoterapi alırken kullanabileceği veya kanepede üstünü örtebileceği bir şekilde de olabilir.
  42. Sadece dinleyin. Tavsiye vermeyin. Neşeli görünmeye çalışmayın. Sadece dinleyin ve dostunuzun konuşmasına izin verin.
  43. O anda sizden bir şey istemesini söyleyin ve onu hemen o anda yapın.
  44. Kanser bulaşıcı değildir. Arkadaşınızın tarafında olduğunuzu bildirmek için sarılın.

Kaynak: http://www.huffingtonpost.com/elana-miller-md/living-with-cancer_b_5660514.html

Meme Kanseri Sonrası İçin Klinik Pilates ve Jennifer Dahl ile Röportaj

pilates

Geçtiğimiz ay çok güzel bir etkinliğe katıldım. Taxim Pilates tarafından pilates eğitmenlerine yönelik yapılan meme kanser ve pilates temalı eğitime eğitmenler ve meraklı arkadaşınız bendeniz katıldık. Eğitmenimiz Kanada’dan Dünyaca ünlü STOTT Pliates Master Trainer Jennifer Dahl idi. Jennifer ve diğer eğitmenlerin ne derece konumuza eğildiğini ve çözümün parçası olmak istediklerini görünce gelecek için ümidim arttı. Yakında sadece pembe kurdele olarak anılmayıp, birer insan olarak görüleceğimize inandım.

IMG_9362

Eğitim öncelikle meme kanseri ve tedavi yöntemleri konusunda Jennifer’in verdiği teorik eğitim oldukça detaylı ve güncel bilgilerdi. Soru cevap kısmında da eğitmenlerimizin soruları konuyu daha da detaylandırıldı. Akabinde mat pilates ve aletli pilates eğitimlerine geçildi. Ufak tedbirlerle pilatesin meme kanseri sonrası tüm hastalara uygun olabileceğini görmek sevindirici oldu. Aletli pilates bölümünde Jennifer’in gösterdiği hareketleri yaptığım o kısa sürede bile sırt ağrılarımda rahatlama oldu. Kesinlikle tavsiye ediyorum. Kendim için de en kısa zamanda bir program oluşturacağım.

IMG_9367

IMG_9372

Ayrıca sizler için kendisi de bir meme kanseri hasta yakını olan eğitmenimiz Jennifer’e bir kaç soru sordum. Faydalı olması dileğiyle.

Pilatesin meme kanseri hastalarına faydaları nelerdir?

Meme kanseri hastalarına detaylı ve kişiye odaklı bire bir programlama yapıldığı için birçok faydası bulunmaktadır. Standart pilates programını takip etmekten ziyade, özel pilates ekipmanları veya mat pilates eşliğinde kişinin durumu, postürü ve hareket kabiliyeti incelenerek kapsamlı bir çalışma yapılmaktadır. Bence nefes, karın kaslarının desteklenmesi ve uygun omuz biyomekaniği üzerine yoğunlaşılarak, pilatesin her parçası da bu programda tamamlayıcıdır.

Pilatese ne zaman başlanmalıdır?

Doktorun veya fizyoterapistin izin verdiği en kısa zamanda başlanmalıdır. Kardiyo egzersizleri genelde kısa sürede başlanır ancak pilates için ameliyatın düzeyine göre 4-6 hafta arası bir süre zarfında başlanabilir.

Pilates meme kanseri hastaları için nasıl modifiye ediliyor?

Egzersizlerde yük/ağırlık düzenlemesi veya azaltılması ve hareketlerin daha fazla destekleyici haliyle yeniden modifiye edilmesi şeklinde oluyor. Akut dönemde iyileşme akabinde takip eden 6 ay ile 1 yıl arasında program daha az modifiye edilmiş haliyle, daha çok total postür destekleyici, kuvvet ve denge üzerine yoğunlaşmaktayız.

Semineriniz esnasında bizimle, annenizinde bir meme kanseri geçmişi olduğunu paylaştınız. Annenizin sağlıklı bir yaşam sürmesi için yaptığınız değişikliklerden bahsedebilir misiniz?

Annem tüm kemoterapi ve radyoterapi kürlerinden sonra lumpektomi oldu. 3 yıl boyunca da hormon tedavisi gördü. Geçtiğimiz yıl lenfödem problemi yaşadı ama çok uzun süreli bir rahatsızlık yaşamadı.

Annem her zaman aktif bir insandı ancak tedavi esnasında ve iyileşme döneminde kendine odaklandı ve daha istikrarlı bir egzersiz programına hayatında öncelik verdi. Şimdi hergün mutlaka 1 saate yakın yürüyüş ve düzenli şekilde yoga ve pilates yapıyor. Stresten arınmanın öneminin farkına vardı ve düzenli meditasyon da yapıyor. Tüm bu değişiklikler onun hayatında nasıl bir direkt etki yaratıyorum bilemiyorum ancak ben annemi bu motivasyonu ve kararlılığı konusunda alkışlıyorum. Onun devam etmesi için elimden geldiği her şekilde destek olabildiğim için mutluyum.

Taxim Pilates’e ve Canan Tekinel’e beni eğitmen olmadığım halde, bu faydalı seminere katılmama müsaade ettikleri için çok teşekkür ederim.

Sevgiler 🙂

10 Amazonla Buluşma – 03.10.2015

IMG_9501

Bir süredir yazmıyorum ve takipçilerimden özür dilerim. Nedeni ise çok güzel bir yaz tatili geçirmekle meşgul olmamdı. 🙂 Detayları elimden geldiğince önümüzdeki günlerde yazacağım.

Bugün bilgisayarımın karşısına geçip, bu iletiyi yazmamın bir sebebi ise Pembe Dostlar’ımla buluşmamdır. 10 Amazon ‘Yüksek Doz Yaşam’ kitabının yazarları 1 eksikle Kozyatağı Kültür Merkezinde söyleşi ve imza günü yaptılar. Söyleşiden önce hepsiyle kucaklaştım. Daha önce yüz yüze tanışma fırsatım olmayan Rukiye ve Rabia ile de bugün görüşmüş oldum. Aslına bakarsan biz birbirimizi görmeden de dost olunabileceğinin kanıtı olduk. Hep bizim yaşlarımızda gerçek dost edinemeyiz artık diye düşünürdüm ama bu doğru değilmiş. Kardeşim ve dostum olarak görüyorum hepsini. Sebebi aynı yollardan geçmiş, aynı acıları çekmiş insanlar olarak birbirimizi çok daha iyi tanıyor olmamızdı. Nasrettin Hoca ‘bana eşekten düşeni getirin’ derken tam da bunu anlatıyor. Biz birbirimizi çok daha iyi anlıyoruz. Kınamadan ve yargılamadan dinliyoruz. Aslında insanın en kolay yapabileceği şey dinlemek… Ama bunu bile yapamaz duruma gelmiş insanlar. Hepsinin hikayelerinde bir iletişim problemi var. Ya doktor dinlememiş, ya da akrabalar… Kalpler kırılmış…

10 Amazonlar tek tek kendi hikayelerini anlattılar bugün kendi ağızlarından. Aslında baktığında ne kadar neşeli ve güçlü olduğunu düşündüğün bu kadınlar, hikayelerini anlatırken sesleri titredi, boğazları düğümlendi, gözleri dolu dolu oldu ve hatta ağladı. Demekki bazı şeyler kolay kolay atlatılamıyor ve bahsi açıldığında o günlere gidip, hüznü tekrar yaşıyorlar. Ben de oturduğum yerde, onların hikayeleriyle kendi hikayemi düşünerek usulca ağladım. Hala bu kadar zorluk yaşadıktan sonra bile, kendimde hüngür hüngür ağlama hakkını bulamıyorum. Nedendir bilinmez kimse ağladığımı görmesin istiyorum. Aslına bakarsan en çok benim hakkım ağlamak…

Gülücükler ve nemli gözlerin karıştığı söyleşide bir soru üzerine kızlar en çok onları neyin kırdığını anlattılar ve ortak nokta hep arayıp sormayan dostlar oldu. ‘Seni öyle görmek istemedim’ veya ‘uyuyorsundur, rahatsız etmek istemedim’ gibi aslında pek de bizi tatmin etmeyen bahanelerin arkasına saklanarak, bizi yalnız bırakan eski dostlardan bahsettiler. Hasta yakınları nasıl davransın? Ne desin? Ne yapsın? soruları hep soruluyor da ben buradan cevabını vereyim. İnsan gibi davranın. Karşınızdaki bir insan ve bir kadın. Buna göre onu anlamaya çalışarak konuşmak ve davranmak lazım. Mesela size kendimden örnek vereyim. Kemoterapiden artık iyice gücüm düşmüş ama hala ayakta kalmaya çalıştığım günlerden birinde, iş yerine çok zorlanarak gitmiş ve son enerjimle içeride bir koltuğu kendimi bırakıvermiştim. O an orada ölüyorum sandım. Ama beni gören iş arkadaşım bana iyi misin? sana su getireyim mi? ne yapabilirim? vs. sorular sormadı ve beni o halde görmezden geldi. Bilgisayarına dikti gözlerini ve sanki atomu parçalıyormuş gibi ciddiyetle çalışıyor gibi yaptı. Sizce bu davranış karşısında dostluktan, insanlıktan bahsetmemiz mümkün mü? Onun için parmağımı kıpırdatır mıyım sonrasında? Tabiiki HAYIR. Neyse, bu konuda kitap yazarım 🙂 uzatmak istemiyorum. Hem de konudan sapmayayayım. Siz insan olun yeter. Konuşmak ve dinlemekle kimsenin incileri dökülmüyor. Bir gün size de bir dost gerekebilir.

Bu keyifli buluşma için Eton Yayıcılık’a teşekkürü bir borç bilirim.

Bir de gazetecilik yapayım. 10 Amazon yakında ingilizceye çevrilecek.

Meme Kanseri Farkındalık Ayı Kutlu Olsun.

Sevgiler 🙂

Sonradan gelen edit: Bir de Allah aşkına bize şu yakınlarınızın, komşularınızın hastalıklarını anlatmayın. Gerçekten bizi hiç ilgilendirmiyor ve kendinizden soğutuyorsunuz.

IMG_9508

FullSizeRender
IMG_9493

IMG_9494

IMG_9504

IMG_9511
IMG_9505  

IMG_9495  

Kanser bir hediyedir!

hediye

Bunu kanser hastalarından defalarca duymuşsunuzdur. “Kanser bana gelen bir hediye” veya “Kanseri bir hediye olarak kabul ettim”.  Hadi canım! Öyle saçma şey mi olurmuş dediğinizi duyar gibiyim. “Ben en sevdiklerimi kanserden kaybettim. Nasıl hediyeymiş o? Saçmalık!” diyebilirsiniz. Haklısınız. Ben de babamı kaybettim ve çok sevdiğim bir yakınımı… Ama neden bizler kanseri “hediye” olarak adlandırıyoruz bunu açıklamak istiyorum. Neden hediyedir?

Çünkü başına bu kadar büyük bir şey gelmese, hayatının ne kadar da berbat gittiğini anlayamayacaksın. Çünkü, her şey yolundaymış gibi göstermeye çalışsan da bazı şeyler yolunda değildir ve kendinle savaş halindesindir. Kanser sana bir tokat gibi bunu öğretir. Kötüye gidiyorsun ve değişmek zorundasın. Kanser sana sevmeyi ve sevilmeyi tekrar öğretir. Sana teşhis konduğunda bütün aile kenetlenir. Elinden gelenin en iyisini senin iyileşmen için yapar. Pamuklar içinde yaşamanın farkına varırsın. Aslında güçlü olmak zorunda olmadığını, senin de ağlayabilen bir varlık olduğunu, güçlükler karşısında senin de yardım alman gerektiğini ve en önemlisi de sınırlarının üzerinde yaşamamayı öğrenirsin. Ailenle tekrar gerçek diyalog nasıl kurulur hatırlarsın. Dileklerini ve kaygılarını artık ima etmek yerine, kelimelere dökmeyi öğrenirsin. Yıllardır görüşmediğin arkadaşlarınla tekrar buluşursun. Sana en güzel çiçekleri getirirler, arada sıra hatrını soran telefonlar alırsın. Senin için gerçek duygular besleyen arkadaşlarını seçersin. Geri kalanların artık senin için bir kıymeti kalmamıştır. Onlardan nefret etmemeyi öğrenirsin. Nefret, kızgınlık, hırslar ve kıskançlık senin için artık çok uzaklardan izlediğin duygular oluverir. Elindekilerin değerini anlarsın. Gözünü yükseklerden, sahip olmadığın şeylerden çevirip, kendine iç dünyana ve sevdiklerine bakarsın. Onlar aslında hep oradaydılar ve sen bunun farkına varmak için koca bir tokat yemek zorunda kaldın. Acı ama öğretici bir hediye oldu…

Ne kadar güçlü bir insan olduğunu anlarsın. Hem bedenin hem de ruhunla gurur duymayı ve kendi bariyerlerini yardım almadan aşmayı öğrenirsin. “Artık beni hiçbir şey  üzemez” veya “Amaan boşver bir daha mı geleceğiz dünyaya” diyebilirsin artık. Çok da takılmıyorsun “etraf ne der” saçmalıklarına. Ölüyorum dediğin gecelerin bittiğini ve aslında bedeninin seni iyileştirmeye ne kadar da yardımcı olduğunu görürsün. Biraz daha dikkat edersem, bedenime yardımcı olursam bu illetten kurtulacağını bilir ve hayat tarzını değiştirirsin. Artık daha sağlıklı besleniyor, markette ne bulursan sepetine atmıyorsundur artık. Paketini çevirip “bu benim için sağlıklı mı acaba?” diyerek içeriğine bakarsın. Her şeyin tazesini yemek gerektiğine inanırsın ve buna dikkat edersin. Daha çok egzersiz yapıyor hatta kendine yeni bir hobi daha ekleyip, yeni arkadaşlarınla birlikte spor yapıyorsundur. Daha sağlıklı bir yaşam tarzın olmuştur. Tebrikler!

Daha sakin, kendine güvenen ve mutlu olmak için çaba gösteren biri haline dönüşürsün. Çok şükür dersin. Bugün yine çok güzel bir güne uyandım. Durmak ve düşünmek için çok fırsatım oldu. Yatağında öylece yatıyor olmak ve başka bir şey yapamayacağını bilmek seni sakinleştiriyor ve içe dönüp nasıl bir hayat istediğine karar verebiliyorsun. Hediye kısmı bundan sonra başlıyor. Senin değişiminle başlıyor. Değişmediysen sorun var demektir. Başa dönüp tekrar etmen gerekir. Tekrar ve tekrar… Ölüm kavramıyla yüzleşiyorsun ve yüzleşmelisin de. Bizim kültürümüzde ölüm ağıza bile alınmaması gereken bir felaket. Ama aslında kimse bu dünyaya kazık çakamadı değil mi? Ölümlü bir varlık olduğunu hatırlamalı ve ona göre yaşamalısın. Yarın ölecekmiş gibi… Ertelemeden… Genç yaşta bu deneyimi yaşamak, bu kadar yakınına gelmek paha biçilemez bir hediye. Beklentilerin, kararların, hayatın, sevdiklerin, sahip oldukların ve en önemlisi kendin için hayata daha da sıkı sarılman için bir hediye. Laf olsun diye değil, sahiden. Artık sevdiğimi daha çok seviyor, sevmediğime uzak duruyorum. Hayır demeyi öğrendim ve çok şey kazandığımın farkındayım. Dersimi aldım ve bir sonraki aşamaya geçtiğimi hissediyorum. Evet kanser gerçek bir hediye ama alabildiysen…

Sevgiler 🙂

Kitap Tavsiyesi – 10 Amazon “Yüksek Doz Yaşam”

onamazon

O günlerime geri döndüm okudukça. Ne de zor geçmişti günler. Hiç umudumu yitirmedim, hiç çökmedim ama korktum. Korktuğum zamanlarda danışabileceğim en yakın kaynak internetti ve Pembe Dostlarımı da orada buldum. Benim gibi meme kanseri tedavisi gören onlarca kadın. Instagram paylaşımlarımızdan bulduk birbirimizi. Aslında 30’a yakındık sayı olarak. Bizler kanser olduğumuzu saklamadan, açık yüreklilikle paylaşımlarda bulunanlardandık. Çoğu insan saklamayı tercih ediyor. Bundan dolayı sayımız azmış gibi görülebilir. Ancak neredeyse her ailede bir kanser öyküsü var.

kanserledans

Birbirimizin kemoterapi günlerini bilen, Pet-CT’in çekilecekti ne oldu? diye soran. “Yorgunsundur diye rahatsız etmedim” diyecek kadar birbirini anlayan dostluklar kuruldu. Her birimiz ayrı illerde de olsak, başımız sıkışınca ilk olarak birbirimize sorduk sorularımızı. Destek olduk…

Ve bu dostluğun bir meyvesi olarak 10 arkadaşımız bir araya gelip kendi hikayelerini kaleme aldılar. Aslında benzer ama birbirinden çok farklı görünen hikayeler bunlar. “Ele gelen kitle”, “Aslında risk grubunda değildim”, “Kendimi ihmal etmişim” gibi ortak noktalar bunlar. Her birinin hikayesi yüreklere dokunan cinsten. Kah satırları okurken gülümseten, kah göz yaşlarının süzüldüğü gerçek hikayeler… Bana gelmez dediğin geliyor aslında. Kader mi desek, çağımızın hastalığımı bilemiyorum ama geliyor işte… Gelene git demenin yolu da korkutan ameliyatlar, kemoterapi, radyoterapi ve diğer ilaç tedavileri. 10 Amazon’da bir diğer ortak payda da kadınların vazgeçemediği, gül gibi baktıkları saçlarının döküleceğini öğrendiklerindeki yıkım. Kemoterapi kelimesi zikredildiğinde ilk düşünülen “saçlarım dökülecek” oluyor. Saçsız kadın çirkin olurmuş gibi geliyor insana ama kadın her haliyle güzel. Bizler saçsız kaşsız ve kirpiksiz de güzel olunabileceğinin kanıtı gibi sosyal medyada boy boy fotoğraflarımızı yayınladık. Hoş ben biraz bu konuda sayılı paylaşım yapanlardanım ama hiç yok da diyemeyiz. Zorlu kanser tedavisi sürecinden alnının akıyla çıkmış ve çıkmak üzere olan herkese ithafen ben arkadaşlarımı “kahraman” ilan etmek istiyorum. Her biri kendi kahramanlık hikayelerini bizlerle paylaştılar ve arkadaşlarımın kitabına göz atmanızı tavsiye ederim. Belki sağlıklı yaşam için ilk adımı atmanıza vesile olurlar. Belki de kontrollerinizi yaptırmanız için farkındalık yaratırlar bilemiyorum ama gelirinin Kanserle Dans Derneğine gideceğini ve kanser hastalarına destek olarak kullanılacağını öğrendiğinizde “bizim de tuzumuz olsun” diyebilirsiniz.

Sevgiler 🙂

Güneşten Korunma Yöntemi Olarak – Rash Guard

rasguard_2

Yaz geldi ve biz güneye inmeye hazırız. Ancak güneşle ilgili bazı sorunlarımız olabilir. Özellikle radyoterapi almış bölgelerimizi ilk yıl güneşten korumak çok önemli. Ayrıca lenfödem oluşmaması için güneşe çıkarken kolumuza özel önemler almamız gerekebilir. Yüksek koruma faktörlü güneş kremleri ve güneşin dik geldiği saatlerde güneşlenmemek en basit yöntemler.

rasguard_1

Bunlara ek olarak bir yöntem daha önereceğim. Şemsiye altındayken veya güneşin eğik olduğu saatlerde sorun yaşanmıyor ancak özellikle denizde yüzerken güneşin etkilerini çok da kontrol altında tutamıyoruz. Buna çözüm sörfçülerin Rash guard olarak adlandırdıkları uzun kollu koruyucu bluzu önerebilirim. Özel mayo kumaşından yapıldığı için çabuk kuruyor ve sizi zararlı UV ışınlarından koruyor. Dilerseniz kısa kollusu da var ama uzun kollu olanlar sizi aşırı yanmaktan ve dolayısıyla lenfödemden koruyacaktır. Çok havalı görünmesi de extra katkısı 🙂

Ben Dechatlon mağazasından bir tane aldım. Hem de çok ucuz.

İyi tatiller

Sonradan gelen edit: Rush Guardımı sadece güneşten korunma yöntemi olarak görmüş olmam hataymış. Deniz girerken mutlaka giyilmeli. Nedeni ise suda bir anda sağ kolumda hissettiğim acı ve onun neden olduğu denizanası. Koca denizde sadece 1 adet denizanası gelip, sağ koluma saldırmayı tercih etti. Çöldeki talihsiz bedevi ben oluyorum. Lenfödem tehlikesi atlattım. Size benden tavsiye, denize girerken mutlaka uzun kollu bir şeyler giyin.